30 Mayıs 2017
Nuh Albayrak
Türk yazar ve gazeteci. Star Gazetesi'nin genel yayın yönetmenliğini yürütmektedir.
ALINTI YAZAR

Günlerdir konuştuğumuz bu görüşme için ABD medyası, “Trump’ın en zor randevusu” yorumunu yaptı.

Tedirgin olan sadece medyaları değildi.

Aylardır onay bekleyen “PYD’ye silah verilmesi” kararını, bu görüşme öncesinde apar topar Trump’a onaylatmalarının da bu “korku”dan kaynaklandığı ortaya çıktı.

Zira bu tasarı geçen yıl kongreden geçmiş ve aylardır imza bekliyordu. Kaldı ki, PYD’ye silah vermek için bu imzaya da ihtiyaçları yoktu. Nitekim, bu kararın Kongre’den geçmesinden hemen sonra; başkanın imzasını filan beklemeden 7 helikopter dolusu Stinger füzesini PYD terör koridoruna boşaltmışlardı.

Ama derin devletçi bürokratlar Erdoğan’ı çok iyi tanıdıkları için, bu görüşmeden sonraya kalması halinde, Trump’ın bu kararı hiç imzalamayabilir diye endişe ettiler.

***

ABD’nin, mevcut pozisyonundan çarpıcı bir değişiklik yapacağı beklenmese de Beyaz Saray’daki bu ilk zirve çok önemliydi.

Çünkü bu iş çok uzamıştı, artık nokta konulmalıydı.

Ama o noktanın; nereye konacağı, sadece Türkiye ve ABD için değil, Ortadoğu, Avrupa hatta Asya için de çok önemliydi.

Onun için dünya bu görüşmeye kilitlendi.

 Böylesi ilk defa yaşandı

Şimdi herkes elini vicdanına koyup düşünsün, düne kadar hangi liderimizin, hangi ABD Başkanı ile yaptığı görüşme bu kadar büyük bir hassasiyetle izlendi?

Eskiden bir Türkiye temsilcisinin, ABD başkanı ile görüşmesi başlı başına büyük bir olaydı. Burada kesinlikle eski liderlerimizi küçümseme gayreti içinde değilim. Böyle anlaşılmasını şiddetle reddederim.

Bu değişim Türkiye’nin gücü ile ilgilidir.

Bugün bütün dünya ajansları saatler öncesinden bu görüşme hakkında “son dakika” muhabbetine başlamışsa, ne kadar gizlemeye çalışsalar da Türkiye’nin küresel etkisini görmezden gelemedikleri içindir.

Aslında Amerikalıların, ileri sürdükleri bütün sun’i gerekçeleri yerle bir olduğu halde hâlâ “İşinize gelirse” cüretkârlığıyla PYD’yi destekleme çabası da Türkiye’yi ciddiye almadıklarından değil, tam aksine; ne pahasına olursa olsun, Türkiye’nin önünü kesme çabalarından kaynaklanmaktadır.

Haklı olan güçlüdür…

Bir kere bireysel bazda Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhatabı Trump’tan kat be kat güçlü durumdadır. Çünkü hem “saha”dan gelmektedir hem de Trump’ın halen boğuştuğu; yerleşik sisteme kendisini kabul ettirme sürecini on yıl önce aşmış, onun şimdi uğraştığı vesayetle savaşı; yıllar önce kazanmış bir liderdir.

Ayrıca, haklı olduğu için masadaki güçlü olan taraf da yine Türkiye idi.

Çünkü ABD bu görüşmeye, yanlışı savunmanın dayanılmaz ağırlığı altında ezilerek girdi.

PYD’ye verilip PKK’dan çıkan silahların dökümünü masaya koyan Erdoğan, “PKK terör örgütü diyorsunuz ama ‘Suriye Şubesi’ne silah veriyorsunuz. Ayrıca amacınız gerçekten DEAŞ ile mücadele ise bunun nasıl yapılacağını gösterdik. Bu nasıl müttefiklik” diye sorduğunda, acaba Trump ne cevap vermiştir?

***

Avrupa ve Amerika suçüstü yakalanmıştır.

Hem PKK/PYD, hem de FETÖ terör örgütleri ile yaptıkları işbirlikleri Amerika’yı, “Türkiye düşmanlarının hamisi” haline getirmiştir.

Oysa asıl güç, “haklı” olmaktır.

Tarihin akışı hep bu tür kritik virajlarda değişmiştir.

ABD’nin terör yandaşlığında ısrarı, Türkiye’nin önünü açmıştır.

Ne yaparlarsa yapsınlar; önümüzdeki asır Türk asrıdır...

Hepimiz suçluyuz

22 Mart 2017