27 Temmuz 2017
Süleyman Özışık
Türk yazar ve gazeteci. İnternernethaber yazarı olarak yayın hayatına devam etmektedir.
ALINTI YAZAR

Şu toprakların töresi bir başkaydı eskiden. Eski dememe bakmayın, öyle çok eskilerden değil, 20-30 yıl öncesinden bahsediyorum.

Yan komşumuzun bir yakını vefat ettiğinde, feryat evindeki acılı insanlarla birlikte yas tutardık 3 gün boyunca...

Evin babası ölmüşse, babamıza baba demeye utanırdık. Çocuk ölmüşse, babalar çocuklarını ortalık yerde sevmekten haya ederdi. 

Bu süre içinde televizyon açmak, radyo dinlemek, eğlenmek ve dahi gülümsemek bile adap dışı sayılırdı ölmüşe hürmet gereği... 

Hatta ve hatta; düğün, sünnet gibi özel günlerimizin, vefat eden komşumuzun ölüm yıldönümüne denk gelmemesi için azami dikkat gösterirdik.

Oysa şimdi...

Bundan bir yıl önce başımıza, "15 Temmuz darbe girişimi" diye bir felaket geldi. 

250 can düştü toprağa... 

Binlerce hane feryat evine dönüştü, yüzbinlerce insan annesiz, babasız, abisiz, ablasız ve çocuksuz kaldı. Binlerce insan kendi yaşama lüksünü bir kenara bırakıp vatan için mücadele ederken gözsüz, kolsuz, bacaksız kaldı.

Acımız o kadar yeni, o kadar taze ki... 

Hani, Şehitler Köprüsü ile Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nden hala kan damlıyor desek, yeridir!

Emniyet binalarında bombalanarak kavrulan vatan evlatlarının kavrulmuş bedenlerinden yükselen yanık et kokusu henüz geçmedi desek yeridir. 

Kopan koluna, kolsuz bedeniyle uzanmaya çalışan... Bedeninden sarkan bağırsaklarını karnının içinde toplamak için uğraşan... Bombanın tesiriyle kopan kafası, bedeninden 1 kilometre ötede bir çatı katında bulunan insanlar gördük. 

Hepi topu 11 gün önce, hatırası asla solmayacak o korkunç geceyi andık. 

Cumhurbaşkanlığı, anma törenlerinin 11 Temmuz'da başlayıp, 16 Temmuz'da sona ereceğini, Haziran ayının 26'sında tüm belediye ve teşkilatlara bildirdi.

Bazı belediye ve teşkilatlar, bu anmayı "kutlama" olarak anlamış olacak ki bu ülkenin töresine ve toplumsal adabına uygun olmayacak bir şekle dönüştürdü.

"15 Temmuz'u unutmadık, unutturmayacağız" sloganlarının gölgesinde, ünlü sanatçılara tomar tomar paralar karşılığında konserler verildi. 15 Temmuz ile ilgisi alakası olmayan tuhaf şiir dinletileri sunuldu, havai fişek gösterileri yapıldı.

Kimileri ise işi şarkılı, türkülü, halaylı horonlu taverna eğlencesine kadar götürdü işi...

Olanı biteni izlediğimde "Size yazıklar bile olmasın yahu!" dediğim bir örnek vereyim müsaadenizle...

AK Partili Darıca Belediyesinin her yıl düzenlediği bir etkinlik var. İsmi "Şehirler ve Kültürler Kaynaşması Festivali..." Festivalin bu yıl düzenlenen etkinlikleri hangi tarihlerde başladı biliyor musunuz?

2 Temmuz tarihinde...

15 Temmuz haftasında tabiri caizse vur patlasın, çal oynasın yapıldı. Kurulan devasa sahnede "Caney caney nerdesin haney" benzeri türküler eşliğinde halaylar çekildi, horonlar tepildi, şıkıdım şıkıdım müziklerle beraber göbekler atıldı.

Darıca'da türküler söylenirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan Ankara'da şehit yakınlarıyla birlikte gözyaşı döküyordu. 

Darıca'da halaylar çekilirken, ikiz çocuklarını şehit olarak veren Ahmet ve Mehmet Oruç’un babası Halil Oruç, "Yollara bakar oldu, ana, baba ve eşleriniz. Neden gelmiyorsunuz ikinizden biriniz" şiirini hıçkırıklar arasında okuyor, iki şehidinin akrasından ağlaması bir kabahatmiş gibi, utanarak herkesten özür diliyordu. 

Darıca'da göbekler atılırken televizyon kanalları şehit yakınlarının hikayesini anlatan ailelerin acısını milyonlara ulaştırıyordu. 

Hala devam eden festival kırk gün, kırk gece devam edecekmiş, belediye öyle ilan etmiş!

Sadece Darıca Belediyesi değil...

Muğla'nın Menteşe Belediyesi'de benzer bir etkinlikle eğlencenin dibine vuruyordu. 

Her iki belediyenin coşkulu festivalinde şarkılar türkülere, halaylar göbek atmalara karışırken, Kudüs'te, Mescid-i Aksa'nın kapasında toplanıp kendi mescidine girmeye çalışan 3 Filistinli İsrail'in kurşunlarıyla can veriyordu. 

Bütün İslam alemi ayaklanmışken, koca Türkiye olanı biteni isyan çığlıkları arasında izlerken, elin gavuru bile "Bu bir insanlık suçudur, vahşettir" derken bizimkiler eğlencesine baktı ve kimse gıkını çıkarmadı bu rezilliğe...

Allah'ın bir kulu, "Yahu siz ne yapıyorsunuz?" diye sormadı, eleştirmedi. Çünkü bu rezilliğe imza atanlar bizdendi. Muhalefetten olsa muhtemelen kıyametleri koparacaktık.

Şimdi izninizle o festivalleri düzenleyenlere de, festivale katılanlara da sormak istiyorum...

"Binlerce şehit yakını, ateşe verilmiş, köze ve küle dönüştürülmüş hayallerinin arasında acı içinde dolaşıp inlerken siz yeterince kaynaştınız mı  beyler? Kurtlarınızı iyice döktünüz mü hanımlar?" diye sormak istiyorum.

"Siz kendi küçük semanız altında mutluluk içinde tepinirken, geride kalan kederli insanları hiç mi düşünmediniz?" diye sormak istiyorum. 

"Ayakları yere basan, göz kapakları açılıp kapanan ama yaşamayan, sevdiklerinin ardından canlı cenazelere dönüşen aileri hiç mi düşünmediniz?" diye sormak istiyorum.

Onlar size, ölüm yıldönümlerinde şıkıdım şıkıdım oynayın diye bu ülkeyi emanet etti değil mi?

Onlar, akralarından bir rahmet okumayan, zerre minnet duymayan bazı sözümona sanatçıları dev bütçelerle sahneye çıkarmanız için bu ülkeyi bıraktı değil mi?

Ha pardon!...

Festivallerinizin başlangıcında göstermelik olarak Kur-an tilaveti okutup, ilahiler de söylettiniz değil mi? 

Sahi?

Kur-an'ı Kerim ile başlayıp, "caney caney, nerdesin haney" ile biten bu yeni din anlayışını nereden ithal ettiniz?

Türkçe Olimpiyatları'ndan mı feyz aldınız yoksa?

O bakan Fetöcü mü?

20 Temmuz 2017

Alın size adalet!

11 Temmuz 2017

Kısa bir mola...

3 Temmuz 2017

Neden Maltepe Cezaevi?

28 Haziran 2017

Nereden nereye...

19 Haziran 2017