30 Mayıs 2017
Yusuf Kaplan
Türk gazeteci ve yazar. Yeni Şafak Gazetesi'inde köşe yazarlığı yapmaktadır.
ALINTI YAZAR

MAMUŞA, PRİŞTİNE / KOSOVA

Türkiye'nin stratejik sınırları Balkanlar'dan başlar. Balkanlar'ı koruyamazsak, Türkiye'yi koruyamayız.

Gerçek bu ama Balkanlar'da herkes var... Amerikalılar var... Avrupalılar var... Suudlar var, İranlılar var, Ruslar var... Türkiye yok yalnızca!

Oysa bu ülkelerin çoğu Balkanlar'a zarar, Balkanlar'ın altını oyar, Balkanlar'ın bütünleşebilmesinin, huzura, refaha, salaha kavuşabilmesinin önüne dinamit koyar...

MÜSLÜMAN TÜRKİYE

Balkanlar'da huzuru, kardeşliği sağlayabilecek, herkesi bütün farklılıklara saygı duyacak müşterek bir geleceğe hazırlayabilecek ülke sadece Türkiye'dir. Laik Türkiye değil, Müslüman Türkiye.

Laiklik, denememizin ustalarından Salah Birsel'in o ironik ifadesiyle “yapıştırma bıyık" gibi duruyor Türkiye'nin üzerinde de, Müslüman Balkanlar'da da.

Kimsenin laikliğine veya dindarlığına karışamayız. Herkes inancında da, inkârında da hürdür. Ama yaşadığımız tecrübe, (Türkiye'de kapitalizme, Balkanlar'da sosyalizme dayalı) laiklik tecrübesi hem ruh köklerimizle bağlarımızı kuruttu, hem de Türkiye'yi de, Balkanları da Batılılara dekor yaptı.

Laik Türkiye'nin Balkanlara verebileceği bir şey yok.

Laiklik / sekülerlik, Balkanlar'ı hem bölüyor, hem kendine yabancılaştırıyor, hem de ruhen çürütüyor, çölleştiriyor...

TEMEL STRATEJİ: BALKANLARI İSLÂM'DAN TEMİZLEMEK

Balkanlar'ın ihtiyacını hissettiği şey, huzur, refah, bütünleşme.

Balkan ülkelerinde ayartıcı bir din savaşları gerilimi yaşanıyor: Bir yandan Vatikan, Hıristiyan olmayan, Hıristiyanların yaşamadığı yerlere bile, üstelik de en görkemli, merkezî yerlere cemaati olmayan, sadece fitne tohumları ekmeye yarayan anlamsız kiliseler dikiyor.

Öte yandan FETÖ, Balkanlar'ı düşürecek, hayattan uzaklaştırılmış, Batılıların kölesi olacak protestanlaştırılmış İslam'ın stratejik temellerini atıyor. Bu mesele çok hayatî.

Kaldı ki, yalnızca Vatikan'ın değil bütün Batılıların stratejisi bu: Önce her yere kilise dikmek, sonra adım adım yerleşmek.

Şunu biliyoruz artık: Kilisenin girdiği yere zulüm girer, fitne girer, savaşlar girer, engizisyonlar girer.

Batılıların da, Rusların da Balkan stratejilerinin merkezinde, Balkanlar'ın İslâm'dan arındırılması hatta Bosna ve Kosova savaşlarında da gördüğümüz gibi İslâm'dan etnik olarak, coğrafî olarak, entelektüel olarak temizlenmesi stratejisi yatar.

Laik Türkiye'nin stratejisi de bundan farklı olmadı yüzyıl boyunca. Balkanlar'a gönderdiğimiz Elçiler, Balkanlar'a laiklik pompaladılar, herhangi bir Batı ülkesinin Elçileri gibi davrandılar, Balkanlar'da zulme uğrayan, itilip bakılan, bize umut diye bakan mazlum, masum, yetim insanları hayal kırıklığına uğrattılar.

ÇIKIŞ YOLU: TARİHÎ-KÜLTÜREL DERİNLİĞİ HAREKETE GEÇİRECEK KÖKLÜ BİR BALKAN STRATEJİSİ

Türkiye'nin Balkanlar'da stratejik olarak adım atabilmesinin ve mesafe kazanabilmesinin tek yolu var: Balkan stratejilerini, İslâm jeo-ekonomik, jeo-politik ve jeo-kültürel stratejisi üzerine inşa etmek ve geliştirmek.

Balkanlar'ı toparlayacak yegane güç, İslâm'ın jeo-kültürel, jeo-stratejik gücüdür.

Balkanları daha da parçalayacak şey ise, Balkanların İslâmî kimliğiyle oynamak, İslâmî kültürel ve tarihî kimliği ve konfigürasyonu tarumar etmek, tanınamaz hâle getirmek.

Oysa muazzam bir Osmanlı tecrübesi var önümüzde. Sadece Balkanlardaki o şirin ve şiir Osmanlı şehirlerinin semiyolojisi, sokakları, insanları, çeşmeleri, sevimli küçük yapılarının görünümleri, her bir unsurun birbirleriyle ilişkileri bile Osmanlı'nınburada kurduğu herkese hayat hakkı tanıyan düzenin soluk üfleyici, gönendirici, herkese kol kanat gerici, herkesin ve her şeyin birbirinden emin bir şekilde hayat sürdürmesini mümkün kılıcı entelektüel fotoğrafını, ruh topoğrafyasını sunar bize.

Balkanlar, sadece Osmanlı'yla gün yüzü gördü, yüzü güldü; Osmanlı çökertildi, paramparça edildi, cehenneme çevrildi.

BALKANLARI, OSMANLI RUHU HAYATA DÖNDÜREBİLİR YENİDEN...

Balkanları hayata Osmanlı ruhu döndürebilir yalnızca. Bunu herkes biliyor ve diliyor Bosna'da, Üsküp'te, Kosova'da. Ama Osmanlı'nın bütünleştirici, herkese kol kanat gerici, kardeşlik armağan edici ruhunu ve misyonunu kimin, nasıl hayata ve harekete geçirebileceğini bilemiyor.

Ramazan'ın ilk gününden itibaren Kosova'da Prizren, Mamuşa ve Priştine'de İHH'dan Osman Atalay ve Ali İyi kardeşimle yaptığımız keşifler ve gezilerde gördüğümüz gibi, kafa kafaya verip gelecek güzel günleri nasıl getirebiliriz, inşa edebiliriz diye sabahlara kadar konuştuğumuz güzel insanların dertleri de bu. Bilesiniz.

Balkanlar'ı hayata döndürecek, Balkanlar'ı bütünleştirecek, bütün farklılıkları zenginlik olarak görebilecek kuşatıcı ve kucaklayıcı bir medeniyet fikri Balkanlar'ı bu parçalı hâlinden, sürekli itilip kakılmaktan kurtarabilir yalnızca.

O yüzden Türkiye'ye tarihî görevler düşüyor... Balkanlar'ı yeniden fethetmemiz gerekiyor: Balkanlar'ın kalbini, gönlünü yakalamamız. İşgalle filan işimiz olmaz bizim. Dünyada, gönül coğrafyası fikrine de, tatbikine de biz sahibiz.

ÇOK GEÇ KALIYORUZ... BALKANLAR HIRİSTİYANLAŞTIRILIYOR HIZLA...

Çok geç kalıyoruz...

Hızla Hıristiyanlaştırılıyor Balkanlar.. ve seküler, vulgar, sığ, ayartıcı, baştan çıkarıcı, özellikle cinsel kültürün kölesi hâline getirilerek metamorfoz yiyor, yaşarken canlı cenazeye dönüştürülüyor ve içerden ele geçiriliyor...

Türkiye'de durum bundan farklı mı, demeyin. Balkanlar'ın güçlü cemaatleri yok unutmayın.

Sonraki yazıda Kosova'da Mamuşa Belediye Başkanı ve Valisi Ârif Bütüç'le yaptığımız verimli görüşmeyi, Mamuşa'nın, Prizren'in, Priştine'nin ve zamanla Kosova'nın Müslüman geleceğinin inşasında kilit rol oynayacak, sadece Allah rızası için yola çıkan Gönül Eli Derneği'nin değerli yöneticileri kardeşlerimizle yaptığımız görüşmeleri, Kosova'nın geleceğinde etkili olacak kardeşlerimizle bugün yapacağımız görüşmeleri yazacağım.

Biz yola koyulalım artık...

Vesselam.