24 Şubat 2018
Ahmet Mahmut Ünlü
Türk vaiz ve hafız

HABÎBULLÂH CÂN-I CÂNAN el-MAZHAR HAZRETLERİ İLE ABDULLÂH ed-DEHLEVÎ HAZRETLERİ’NİN DERGÂHININ İKİNCİ BÂNÎSİ EBU’L-HAYR HAZRETLERİ

Bizlere Hindistan’da medfûn bulunan silsile-i aliyyemizin yüce ricâlini ve sâir meşâyihı ziyâret etmeyi nasîb eden Rabbimiz’e hamd ettikten ve Rasûlü ile Ehl-i Beyti’ne salât-ü selâm ettikten sonra!

Muhterem okurlarım!

Geçtiğimiz 12., 1., 2., 5., 6., 7. ve 8. aylardaki yazılarımda Hindistan’da ziyâretleri ile şerefyâb olduğumuz zevât-ı kirâmdan Muhammed Bâkîbillâh Hazretleri, İmâm-ı Rabbânî Hazretleri, İmâm-ı Ma‘sûm Hazretleri ile Seyfüddîn Ebu’l-Berekât Hazretleri, Seyyid Nûr Bedâyûnî Hazretleri, Cân-ı Cânân-ı Mazhar Hazretleri, Abdullâh ed-Dehlevî Hazretleri, halîfeleri Hâlid-i Bağdâdî ve Ebû Sa‘îd el-Mü- ceddidî Hazretleri ve onun da kıymetli soyundan bir nebze de olsa bahsetmiştim.

Bu ay da inşâallâh Abdullâh ed-Dehlevî (Kuddise Sirruhû) Hazretleri’nin Hindistan’daki tekkelerine halîfe olarak tâyin buyurdukları Ebû Sa‘îd el-Fârûkî Hazretleri’nin torunu olan ve işgalci İngilizler’in 1857’deki Hint ayaklanmasını bastırması sırasında yıkılan Abdullâh ed-Dehlevî (Kuddise Sirruhû) Hazretleri’nin dergâhını yeniden ihyâ ettiğinden dolayı, bugün dahî dergâhın kendisine nisbetle “Dergâh-ı Şâh Ebü’l-Hayr” olarak anıldığı Ebu’l-Hayr Hazretleri’nin terceme-i hâllerinden bir nebze de olsa bahsetmek istiyorum.

Allâh-u Te‘âlâ cümlemize bu yüce zatların şefâatlerini nasîb eylesin. Âmîn!

EBU’L-HAYR el-FÂRÛKÎ HAZRETLERİ

Ebu’l Hayr (Kuddise Sirruhû) Hazretleri Hindistan’ın büyük velîlerinden olup İmâm-ı Rabbânî (Kuddise Sirruhû) Hazretleri’nin torunlarındandır.

Habîbullâh Cân-ı Cânan el-Mazhar (Kuddise Sirruhû) Hazretleri ile Abdullâh ed-Dehlevî (Kuddise Sirruhû) Hazretleri’nin medfun bulundukları dergâhın ikinci bânîsi olması hasebiyle dergâh ona nispetle “Dergâh-ı Ebu’l-Hayr” olarak anılır.

Ebu’l-Hayr el-Fârûkî (Kuddise Sirruhû) Hazretleri 1272 (1856) senesinde Abdullâh ed-Dehlevî (Kuddise Sirruhû) Hazretleri’nin dergâhında doğmuştur.

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’ne Uzanan Nesep Silsilesi

Ebu’l-Hayr Hazretleri, İmâm-ı Rabbânî (Kuddise Sirruhû) Hazretleri’nin torunlarındandır ki nesep silsilesi şöyledir:

- Ebu’l-Hayr el-Fârûkî Hazretleri

- Şâh Muhammed Ömer el-Fârûkî Hazretleri (Muhammed Mazhar ve Abdürreşîd Hazarâtının kardeşleri ki Mahmut Efendi Hazretleri'ni ziyarete gelen Muhammed Mazhar Efendi bu Muhammed Mazhar'ın torunudur. Nitekim kendisinden geçen sayıda bahsetmiştik.)

- Ahmed Sa‘îd el-Fârûkî Hazretleri (“İbni Mâce” şârihi Abdülğanî el-Mü- ceddidî ve Abdülmuğnî el-Müceddidî Hazarâtının kardeşleri)

- Ebû Sa‘îd el-Fârûkî Hazretleri (Dergimizin Ağustos 2016 sayısında kendisinden bahsetmekle şerefyâb olduğumuz bu zat, Abdullâh ed-Dehlevî (Kuddise Sirruhû) Hazretleri’nin halîfesidir.)

- Safiyyü’l-Kadr (Kuddise Sirruhû)

- Azîzü’l-Kadr (Kuddise Sirruhû)

- Muhammed Îsâ (Kuddise Sirruhû)

- Muhammed Seyfüddîn el-Fârûkî (Kuddise Sirruhû) Hazretleri

- İmâm-ı Ma‘sûm (Kuddise Sirruhû)

- İmâm-ı Rabbânî (Kuddise Sirruhû)

Ebu’l-Hayr el-Fârûkî Hazretleri’nin Muhtasar Terceme-i Hâli

Ebu’l-Hayr el-Fârûkî Hazretleri’nin babası Şâh Muhammed Ömer Hazretleri’nin çocuğu olmuyordu.

Bir gün bu zâtın ağabeyi Muhammed Mazhar, babası Ahmed Sa‘îd Hazretleri’nin huzûrunda iken “Kardeşim Şâh Muhammed Ömer’in bir çocuğu olması için duâ buyursanız.” dedi.

Ahmed Sa‘îd Hazretleri de: “İnşâallah çocuğu olur. Allâh-u Te‘âlâ Kerîm’dir ve Kadir’dir. Dilerse bir çocuk ihsân eder.” buyurdu.

Sonra Ahmed Sa‘îd el-Fârûkî Hazretleri’nin tasarruf ve himmeti ile Muhammed Ömer Hazretleri’nin evlenmesinden on sene sonra bir oğlu dünyâya geldi. Dedesi ona Abdülkadir-i Geylânî Hazretleri’nin lakabı olan Muhyiddîn lakabını, Abdullâh ismini ve hayırlı bir insan olması dileğiyle de Ebu’l-Hayr künyesini verdi.

Ebu’l-Hayr Hazretleri henüz iki yaşı- na geldiği sırada İngilizler Delhi’yi işgâl etti. Bunun üzerine dedesi Ahmed Sa‘îd el-Fârûkî Hazretleri talebeleri ile Medîne-i Münevvere’ye hicret etti. Ahmed Sa‘îd Hazretleri torunu Ebu’l-Hayr’ı çok severdi. Ekseriyetle onun ile berâber Mescid-i Nebevî’ye giderdi.

Küçük bir çocuk iken dedesinin feyiz ve bereketinden istifâde etmeye başladı.

Bir gün Ahmed Sa‘îd el-Fârûkî Hazretleri talebeleri ile sohbet ediyordu. Torunu Ebu’lHayr Hazretleri de yanında idi. Mecliste bulunanlardan birisi: “Efendim! Sizden sonra muhterem çocuklarınızdan hangisi yerinize geçecek?” diye suâl etti. Ahmed Sa‘îd Hazretleri: “Allâh-u Te‘âlâ’nın lütuf ve ihsânı ile üç oğlum da Kur’ân-ı Kerîm’i ezberledi. Üçü de âlim, veliyy-i kâmil ve takvâ sâhibidir. Nakşibendiyye yolunda nihâyete kavuşmuş, hilâfet almışlardır. Bizim yerimize geç- meye üçü de lâyıktırlar. Fakat benden sonra halîfem bu mübârek çocuk olacaktır.” buyurarak ellerini Ebu’l-Hayr el-Fârûkî Hazretleri’nin başına koydu. Beş yaşına girince, babası Ebu’l-Hayr Hazretleri’nin elinden tutup dedesi Ahmed Sa‘îd el-Fârûkî Hazretleri’nin huzûruna götürdü ve böylece küçük yaşta dedesine talebe olmakla şereflendi.

Ahmed Sa‘îd el-Fârûkî Hazretleri bu olaydan kısa bir süre sonra 1860 senesinde vefât etti.

Dedesinin vefâtından sonra babası ayrılık acısına dayanamayıp, âilesi ile birlikte Mekke-i Mükerreme’ye gitti. Ebu’l-Hayr Hazretleri dokuz yaşına geldiğinde Kur’ân-ı Kerîm’i ezberledi.

Mekke-i Mükerreme’deki ulemadan Arapça ders kitaplarını okudu. On bir yaşına geldiğinde nahiv ilminden İbni Hâ- cib (Rahimehullâh)ın “Kâfiye” kitabını, on üç yaşında ise Hâfız Abdullâh ed-Darîrî (Rahimehullâh)tan sarf ilmine dâir olan “Şâ- fiye” kitabını okudu.

Ebu’l-Hayr Hazretleri on beş yaşına gelince Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) in kabr-i şerîfini ve amcalarını ziyâret için Medîne-i Münevvere’ye gitti. Bu ziyâreti sırasında amcasından hadîs ilminde icâ- zet aldı. Böylece ilim tahsîlini tamamladıktan sonra 1888 senesinde Hindistan’a dönerek Delhi’deki Abdullâh-ı Dehlevî Hazretleri’nin dergâhına yerleşti. Dergâhın tâmir işlerini tamamladıktan sonra birkaç sene dergâhtan dışarı çıkmadı. Sonra insanlara Allâh-u Te‘âlâ’nın emir ve yasaklarını anlatmaya başladı.

Ebu’l-Hayr el-Fârûkî Hazretleri’nin Yüce Makamları

Ebu’l-Hayr Hazretleri “Delâil-i Hayrât”ın başına şu tavsiyeleri yazmıştı: “Sâlik, havanın ağarmaya başlamasından bir saat önce olan teheccüt ve seher vaktinde uyanık olup, birkaç rekât namaz kılmalıdır. Sonra bir müddet Allâh-u Te‘âlâ’yı zikretmeli, havanın ağarmaya başladığı vakitte ise sabah namazını kılmalıdır. Bundan sonra İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nin ‘Mektûbât’ını, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri’nin ‘Mesnevî’sini, İmâm-ı Gazâlî Hazretleri’nin ‘İhyâu ulûmiddîn’ini, Molla Câmî’nin ‘Nefehât’ını ve İmâm-ı Birgivî’nin ‘Tarîkat-ı Muhammediye’sini mütâlaa etmelidir. Yemek yedikten sonra bir müddet kaylûle yapmalıdır.

Sonra bir miktar zikirle meşgul olmalı ve her gün en az altı sahîfe Kur’ân-ı Kerîm okumalıdır. Her talebe böyle dü- zenli bir şekilde bu işleri zevkle yerine getirmelidir.” Ebu’l-Hayr Hazretleri’nin bâtını Allâh-u Te‘âlâ’nın aşkı ile yanardı. Bâzen bu aşk dışına da vurur ve görenler vücûdundan buhar çıkıyor zannederlerdi. Yazın sıcak günlerinin harâreti de eklenince, onun ince ve zayıf vücudu bu harârete dayanamaz ve hastalanırdı.

Sevenlerinden Hakîm Abdülhakîm bir yaz mevsiminde kendilerine serin bir yere gitmelerinin iyi geleceğini bildirdi. Bunun için Belücistan’da Kuita’nın uygun olduğunu arzetti. Burası Ebu’lHayr Hazretleri için yeni bir yerdi. Tanıdık kimsesi yoktu. 1900 senesi başlarında çoluk çocukları ile berâber Kuita’ya gidip orada bir ev kiraladı- lar. Berâberinde yalnız Hindli bir hizmetçi vardı. Ebu’l-Hayr Hazretleri ne Afgan, ne de Beluci dillerini biliyordu. Buna rağmen Allâh-u Te‘âlâ oradaki insanların kalplerini ona meylettirdi.

Nitekim Ebu’l-Hayr Hazretleri Kuita bölgesine gittiği zaman buradaki âlimler, sâlihler onun sohbetine koştular. Devrin âlimlerinden olan Mîr Hasen Sâhibzâde, Kuita’ya uzak bir yerde oturuyordu. Küçük oğlu Seyyid Abdülhalim’i çağırıp: “Mübârek bir zâtın Delhi’den teşrif ettiğini duyduk. Kuita’ya git. Onun ahvâlini, durumunu öğrenip bize haber getir.” dedi. Abdülhalim Kuita’ya gelip Ebu’l-Hayr Hazretleri’ni ve hâllerini sordu. Yakınlarından da onun hakkında bilgi aldı.

Abdülhalim dönüp babasına şöyle anlattı: “O zat, iyi bir âlim ve Kur’ân-ı Kerîm hâfızıdır. Herkesle görüşmüyor. Açıkça günah işleyenlerden kendini uzak tutuyor. Kimse hakkında kötü konuşmuyor. Yolda yürürken ayaklarına bakarak yürüyor. Onun meclisi ilim meclisi olup, yalnız ilimden konuşuluyor. Talebelerini uygun olmayan şeylerden men ediyor.” Bunları dinleyen Mîr Hasen Sâhibzâde: “Ey oğlum! Anlattığına göre o zat muhakkak Allâh-u Te‘âlâ’nın velîlerindendir.

Onların huzûruna varmak saâdettir.” dedi. Daha sonra Ebu’l-Hayr Hazretleri’ni ziyâret etmek için Kuita’ya gitti ve sohbetlerinde bulundu.

Ebu’l-Hayr Hazretleri çok sevdiği Kuita’da 1910 yılında bir ev satın aldı. 1911’de Kuita’dan Delhi’ye geldi. 1915’te ise çoluk çocuğu ile birlikte Rampur’a gitti. Rampur’da çok güzel bir bahçe vardı. Şeyh Hazretleri bâzen ferahlamak ve dolaşmak için oraya giderlerdi. Yolda giderken her gün okudukları zikir kelimelerini ve esmâ-i hüsnâyı okurlardı. 

Genellikle içlerinden okudukları hâlde bâzen de yanındakilerin duyacağı kadar yüksek sesle okurlardı. Bir gün yine böyle yüksek sesle zikrederek giderken kendilerinden mânevî bir hâl meydana geldi. Yolda kimse yoktu. Karanlık bir gece idi. Etrafta derin bir sessizlik vardı. Bir anda Ebu’l-Hayr Hazretleri buyurdular ki: “Ey ağaçlar! Ey kırık dökük taşlar! Ey yer! Yarın kıyâmet gü- nünde bir kul bu yolda Allâh-u Te‘âlâ’yı zikrederek giderdi diye şâhitlik ediniz.” dedi. Bu esnâda gözlerinden yaşlar geliyordu.

Ebu’l-Hayr Fârûkî Hazretleri talebelerinin ahlâkını güzelleştirmek için çok gayret gösterirdi. Onları benlik ve ucub ve kendini beğenme girdabından çeker ve: “Kötü ahlâk yok olmadıkça kalp kemâle eremez.” buyururdu.

Ebu’l-Hayr el-Fârûkî Hazretleri kabir ziyâretlerine gider ve mânen istifâde ederdi. Bu konuda “Kabir ziyâreti için sefere çıkmak câizdir.” buyururdu. Kabir ziyâreti için Serhend ve Pânipet’e gitmişti. Din büyüklerinin kabirlerini ziyârete gidince tam bir edeb üzere bulunurdu. Ayakkabılarını çıkarıp, ellerini bağlar, başını önüne eğerek, kabrin yanına giderdi. Yüzünü kabre dönerlerdi. İki dizi üzerine oturarak Kur’ân-ı Kerîm okurdu. Ziyâreti bittikten sonra da edeb ve hürmetle geri geri giderek kabrin yanından ayrılırdı.

Ebu’l-Hayr el-Fârûkî Hazretleri’nin Bâzı Kerâmetleri

Ebu’l-Hayr el-Fârûkî Hazretleri’nin Dâr-ı Beka’ya İrtihalleri

Yazının devamını Lâlegül Dergisi Şubat Sayısında bulabilirsiniz...