herseybusepette
Lalegül TV

20 Temmuz 2018, Cuma

Doğru Haberin Yeni Adresi

  • 26 Haziran 2018, Salı 13:06
Ahmet Mahmut Ünlü

Ahmet Mahmut Ünlü

MUHYİDDÎN İBNİ ARABÎ HAZRETLERİ HAKKINDA BÜYÜKLERİN GÖRÜŞLERİ

 

Bütün hamd-ü senâlar:

﴿ اَلَٓا اِنَّ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۚ ﴾

 “Âgâh olun; şüphesiz Allâh’ın velîleri ki, (insanlar korkuya kapıldığı zaman) onlar üzerine (istenmedik) hiçbir (şeyle karşılaşma) korku(su) yoktur. Ve (insanlar umduklarını bulamadıkları için üzüldüklerinde) ancak onlar mahzun olmayacaklardır. (Yûnus Sûresi:62) buyuran Allâh-u Te‘âlâ’ya mahsustur.

Sonsuz salât-ü selâmlar:

«ف۪ي كُلِّ قَرْنٍ مِنْ أُمَّت۪ي سَابِقُونَ.»

“Ümmetimin her asrında sâbıklar (hayırda ileri geçen velîler) vardır.” (Ebû Nu‘aym, Hilyetü’l-evliyâ, 1/8; ed-Deylemî, el-Müsned, no:4375, 3/140; ‘Alî el-Kārî, Kenzü’l-‘ummâl, no:34626, 12/193; es-Süyûtî, el-Fethu’l-kebîr, no:8271, 2/115) buyuran Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in, Ehl-i Beyti’nin ve cümle sahâbesinin üzerine olsun.

Şu bilinsin ki; evliyâullah arasında kendisi hakkında en çok ihtilaf vukû bulan zat hiç şüphesiz ki Muhyiddîn ibni Arabî Hazretleri’dir. Günümüzde dahî bu ihtilâf çözülememiştir. Ancak bu ihtilâf ulemâ arasındadır. Velîler arasında ise onun makbûl bir velî olduğu husûsunda ittifak vardır.

İşte bu yazımda sizlere aynı zamanda ulemâdan olan mûteber evliyânın İbni Arabî Hazretleri hakkındaki bâzı görüşlerini nakledeceğim ki hakîkat münkiri bâzı zâhirî ulemânın bâtıl sözlerine kanıp da bu zatla ilgili ileri geri konuşarak:

«مَنْ عَادٰى ل۪ي وَلِيًّا فَقَدْ اٰذَنْتُهُ بِالْحَرْبِ.»

“Benim bir dostuma düşmanlık edene harp îlan ederim.” (el-Buhârî, es-Sahîh, er-Rikāk:38, no:6137, 5/2384) hadîs-i şerîfinin tehdidine mâruz kalmayasınız.

Muhyiddîn İbni Arabî (Kuddise Sirruhû)nun Makbûl Evliyâdan
Olduğu Husûsunda Büyüklerin Beyanları

Ali el-Kārî (Kuddise Sirruhû), İmâm Haskefî ve İbni Âbidîn (Rahimehümüllâh) bu bâbta şunları söylemişlerdir:

Meşâyıhımızın şeyhi, muhaddislerin umdesi ve müctehid imamların hâtimesi Hâfız Süyûtî (Rahimehullâh) bu konuda “Tenbietü’l-ğabî bi tebrieti İbni Arabî” ismini verdiği bir risâle yazmış ve orada şunları ifâde etmiştir: “Eskiden de, şimdi de insanlar İbni Arabî hakkında ikiye ayrılmışlardır, bir kısmı onun velî olduğuna îtikat etmişlerdir ve onlar isâbetlidir. Nitekim Mâlikî imamlarından İbni Atâillâh el-İskenderî ve Şeyh Afîfüddîn el-Yâfi‘î (Rahimehümellâh) onu son derece methetmişler ve mârifet (Allâh-u Te‘âlâ’yı tanıma) makāmına erişmekle vasıflamışlardır.” (es-Süyûtî, Tenbietü’l-ğabî bi tebrieti İbni ‘Arabî, sh:39-47; ‘Alî el-Kārî, Ferru’l-‘avn, Mecmû‘u’r-Resâil, no:72, 6/330-333; el-Haskefî, ed-Dürru’l-muhtâr, İbnü ‘Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 3/406-407)

İmâm Şa‘rânî (Kuddise Sirruhû) şöyle demiştir: “İbni Arabî (Radıyallâhu Anh) ilk döneminde Mağrib (Fas) krallarından birinin yanında mühürdârlık vazîfesinde idi.

Sonra Allâh-u Azze ve Celle’den kendisine ârız olan bir hâl netîcesinde bu görevi bırakıp sahrâlara çıktı, nihâyet bir kabre yerleşip bir müddet orada durdu. Sonra o kabirden çıktığında kendisinden nakledilen bunca (ledünnî) ilimleri konuşmaya başladı ve böylece mânevî izin hasebiyle her beldede ikāmet ederek yeryüzünü dolaştı. Bir zaman durduğu beldede telif ettiği kitabı orada bırakırdı. Son ikāmeti ise Şâm’da vâki olmuş ve 638 senesinde orada vefât etmiştir.

İbni Arabî (Kuddise Sirruhû) Kitâb ve Sünnet’e çok bağlı bir zât idi, nitekim kendisi: ‘Bir an bile şerîat terâzisini elinden bırakan helâk oldu.’ demiştir.

Yine böylece: ‘Her ne şey ki hayâline geldi, bil ki Allâh-u Te‘âlâ o değildir.’ demiştir. Zâten kıyâmetin kopmasına kadar tasavvuf ehlinin îtikādı budur. Onun kelâmlarından insanların anlamadıkları şeyler ise kendisinin mertebesinin yüceliğine ulaşamadıklarındandır.

İbnü Atâillâh el-İskenderî, Şâm’da Şeyhulislâm olan Sirâcüddîn el-Mahzûmî, Şâm ulemâsının en yücelerinden olan Şeyh Kemâlüddîn ez-Zemlekânî, Kutbuddîn el-Hamevî, Kutbuddîn eş-Şîrâzî, Salâhuddîn es-Safedî, Müeyyedüddîn el-Hocendî, Şihâbüddîn es-Sühreverdî, Fahrüddîn er-Râzî, İmâm Yâfi‘î, Bedrüddîn ibni Cemâ‘a ve İmâm Süyûtî (Rahimehümüllâh) gibi daha birçok ulemâ ve evliyâ hazarâtı İbni Arabî (Kuddise Sirruhû) Hazretleri’ne îtikāt etmişler, ona son derece îtibâr etmişler, hattâ bu zevâttan bâzısı onu müdâfaa sadedinde müstakil risâleler telif etmiştir.

Şeyh Sirâcüddîn el-Mahzûmî (Rahimehullâh) şöyle derdi: ‘Şeyh Muhyid-
dîn
’i inkârdan sakının, zîrâ evliyânın etleri zehirlidir, onları sevmeyenin dinlerinin (ve îmanlarının) tehlikeye gireceği mâlumdur. Onlara buğzedenler Hristiyanlaşır ve sapıtır, onlar hakkında hakāret içerikli sözler sarfedeni Allâh-u Te‘âlâ kalp ölümüne mübtelâ kılar.’

Ebû Abdillâh el-Kuraşî (Rahimehullâh) ise: ‘Allâh-u Azze ve Celle’nin bir dostuna hakāret edenin kalbine zehirli bir ok saplanır, o kişi îtikādı bozulmadan ölmez ve nihâyet sonunun kötü olmasından (îmansız ölmesinden) korkulur.’ derdi.

İmâm Nevevî (Rahimehullâh)a İbni Arabî (Kuddise Sirruhû)nun durumu sorulduğunda: (تِلْكَ أُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ) ‘İşte sana! Bu bir ümmettir ki, kesinlikle (gelip) geçmiştir.’ (el-Bakara Sûresi:134) âyet-i kerîmesini okuduktan sonra:

‘Bize göre; evliyâullahtan biri hakkında kötü düşünmek her akıllı için haramdır. Onların derecelerine ulaşılmadıkça (kelâmlarının ve yaptıklarının gerçek mâhiyeti anlaşılamayacağından) sözlerini ve fiillerini mutlaka (‘Burada benim idrâk edemediğim bir mânâ vardır.’ şeklinde) tevil etmek gerekir. Bundan da ancak muvaffakıyyeti az olan kişiler âciz kalır!’ demiştir.

Feyrûzâbâdî (Rahimehullâh) bu zâtın eşsiz ilmi hakkında: ‘Şeyh İbni Arabî (Kuddise Sirruhû)nun Halep hükümdârı Melik Zâhir Baybars’a kendi hattıyla yazdığı icâzeti gördüm, orada kendisine 400 kitabından icâzet vermişti ki, onlardan sâdece biri 95 cilt olan ‘Tefsîr-i Kebîr’i idi.

Bu tefsiri yaparken Kehf Sûresi’ndeki: (وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْمًا) ‘Ve kendisine katımızdan üstün ve farklı bir ilim öğretmiştik.’ (el-Kehf Sûresi:65) kavl-i şerîfine gelince Allâh-u Te‘âlâ onu vefât ettirerek huzûruna seçti.’ demiştir.

Şihâbüddîn es-Sühreverdî, Kemâlüddîn el-Kâşî ve Fahrurrâzî (Rahimehümüllâh) gibi zâtlar şerîatin zâhirine muhâlefet edenlere son derece reddiye yaptıkları halde İbni Arabî (Kuddise Sirruhû)yu kerâmât ve kemâlât sâhibi olarak vasıflamışlar, özellikle Fahrurrâzî: ‘Şeyh Muhyiddîn büyük bir velî idi.’ demiştir.

Zehebî (Rahimehullâh) İbni Arabî’yi ve tasavvuf tâifesini en şiddetli bir şekilde inkâr edenlerden olduğu hâlde kendisine: ‘İbni Arabî ‘el-Fusûs’ isimli eserinde o kitabı Hazret-i Nebeviyye’den izinle yazdığını söylüyor, bu doğru mudur?” diye sorulduğunda: ‘Şeyh Muhyiddîn gibi bir zâtın aslâ yalan söyleyeceğini zannetmiyorum.’ diye cevap vermiştir.

Şu bilinsin ki ulemâdan İbni Arabî (Kuddise Sirruhû)yu ve eserlerini methedenlerin sayısı çoktur. Nitekim “Kāmûs” sâhibi Mecdüddîn Feyrûzâbâdî (Rahimehullâh): ‘Şerîat ve hakîkat ilminde Şeyh Muhyiddîn’in ulaştığı makāma meşâyıh arasında başka birinin ulaştığı bize nakledilmedi. Onun zamânında da, vefâtından sonra da insanlar kitaplarını altın suyuyla yazacak kadar ona îtikat etmiştiler.’ demiştir.” (eş-Şa‘rânî, el-Yevâkît ve’l-cevâhir, sh:9-15; el-Yâfi‘î, el-İrşâd ve’t-tatrîz, sh:162)

İmâm Haskefî ve İbni Âbidîn (Rahimehümellâh) bu bapta şunları söylemişlerdir: “İbni Arabî (Kuddise Sirruhû) büyük bir âriftir, İmâm Zerrûk (Rahimehullâh) ve diğer ulemânın: ‘O, her fenni kendi ehlinden daha iyi bilir, meşâyıhın örfünde ‘Şeyh-i Ekber’ denildiği zaman o anlaşılır.’ şeklindeki beyanları onun fazîletini beyan husûsunda yeterlidir.” (el-Haskefî, ed-Dürru’l-muhtâr, İbnü Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 3/406-408)

İbni Hacer el-Askalânî (Rahimehullâh) da: “İbni Arabî, sâhili olmayan dalgalı bir denizdir ki dalgalarının sesi dahî işitilemez, hiçbir vasf (niteleme) onu kaydedemez, hiçbir makam onu tâyin edemez (yerini belirleyemez), ‘Onun târif edilecek sıfatları var.’ diyenin onun hakkında bilgisi yoktur, gizli ilimlerinin mebdei yine kendi katındadır.” demiştir.

Bu nakli yapan Ali el-Kārî (Rahimehullâh): “Benim İbni Arabî hakkındaki îtikādım; Feyrûzâbâdî, Beyzâvî ve diğer ulemânın îtikādı ile aynıdır ki o da şudur: Şeyh Muhyiddîn ibni Arabî ilim bakımından şerîat ehlinin imamı, amel bakımından tarîkat ehlinin mürebbîsi ve zevk bakımından hakîkat ehlinin meşâyıhının şeyhidir.” demiştir. (‘Alî el-Kārî, Ferru’l-‘avn, Mecmû‘u’r-Resâil, no:72, 6/333-334)

 

Yazının devamını Lâlegül Dergisi Temmuz Sayısında bulabilirsiniz..


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
SON DAKİKA
20:16 Minik Alperen'in ölümüne ilişkin davada karar
19:18 İstanbul'da korkutan yangın!
19:14 'Kerkük'teki Türkmenleri hedefleyen bombalı saldırıları kınıyoruz'
19:09 Gri listedeki terörist İstanbul'da yakalandı
18:49 Bedelli askerliğin görüşüleceği gün belli oldu
18:02 Kritik açıklama: Putin, Erdoğan ve Ruhani...
17:55 Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: İsrail'in 'Yahudi ulus devleti' kanununu kınıyoruz
17:44 Küstah Türkiye çıkışı: İmkansız, gerek bile yok
yukarı çık