herseybusepette
Lalegül TV

17 Temmuz 2018, Salı

Doğru Haberin Yeni Adresi

  • 26 Haziran 2018, Salı 12:55
Fatih Kalender

Fatih Kalender

FIKHÎ SUÂLLERE CEVAPLAR

1. Soru: Bir kardeşimiz zamanında ticaretle uğraşmış, piyasada nisap miktarı maldan epeyce fazla alacağı bulunmakta. Fakat alacaklarını tahsil edemediğinden geçim sıkıntısı çekiyor. Onun bu durumunu bildiğimizden kendisine zekât vermek istedik. Bazı kardeşlerimiz yüklü alacağı olduğundan zekât alamayacağını söylüyor, ne yapmalıyız?

Cevap: Alacağı nisap miktarından fazla olan kişi, kademeli olarak alacakları tahsil ediyorsa zekât alması söz konusu olamaz. Ancak soruda olduğu gibi alacaklarını tahsil edemediğinden geçim sıkıntısına düşmüşse durum farklıdır.

Allah Teâlâ hazretleri zekât verilecek kişileri “Tevbe” suresinde şu şekilde beyan etmektedir:

إِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَاءِ وَالْمَسَاكِينِ وَالْعَامِلِينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ وَالْغَارِمِينَ وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ وَابْنِ السَّبِيلِ فَرِيضَةً مِنَ اللَّهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

“Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”[1]

Zekâtın kimlere verileceğini anlatan bu ayet-i kerimede yolda kalan kişinin zekât verileceklerden olduğu beyan edilmiştir. Yolda kalan kişinin, memleketinde zekât verecek miktar malı bulunsa da yani zengin olsa da zekât almasının caiz olduğu fıkıh kitaplarımızda mezkûrdur. Hatta memleketine vardığında almış olduğu zekâttan bir miktar artacak olsa onu fakirlere vermesi de gerekmez. Elbette kendisini memleketine ulaştıracak olan miktardan fazlasını alması uygun değildir. Ancak almış olması durumunda hüküm budur.

Sorunuzdaki kişinin durumu da böyledir. Alacağı var ama muhtaç durumda. İhtiyaç sahibi olduğundan zekât alabilir. Onun da ihtiyacından fazla zekât almaya yeltenmesinin ahlaki olmayacağı aşikârdır.

 

2. Soru: Nisap miktarı mala sahip olan zengin bir kimse alacaklarının zekâtını da vermek zorunda mıdır?

Cevap: Esasen alacağın mülkiyeti alacaklıya aittir. Ancak fiilen tasarruf imkânı olmadığı         için, alacakta mülkiyet tam olarak gerçekleşmemekte dolayısıyla da eksik mülkiyet söz konusu olmaktadır.

Tahsil edilme ümidinin olup olmamasına binaen alacağa ait farklı hükümlerden söz edilmiştir.  Biaenaleyh tahsil edilip edilmeme ihtimalini dikkate alarak alacağı iki şekilde ele alabiliriz:

Tahsili umulmayan/batak alacak: Bu tür alacaklar Hanefî Mezhebine göre mal-i dımar başlığı altında ele alınır. Hükmü de mal-i dımardan farksızdır.  Yani zekât vermekle yükümlü kişinin,  borcunu inkâr eden, oyalayan ya da iflasına hükmedilmiş ödeme gücü olmayan kişide olan alacağına zekât vermesi gerekli değildir. Zira bu tür alacaklardan faydalanma imkânı olmadığı için yok hükmündedirler.

Tahsili mümkün olan alacak:  Borcunu kabul eden ve ödeme imkânı bulunan kişide olan veya borcunu inkâr eden fakat alacaklının elinde parayı tahsil edebileceği senet, çek ve sair vesika bulunan alacaklardır.  Bu emsal durumlarda alacağın zekâtı alacaklıya ait olmakla birlikte, yıllar sonra tahsil edildiğinde ne kadar zekât verileceği yahut ne kadarını alınca zekât vermesinin gerekli olacağı âlimler arasında ihtilafa konu olmuştur.

Esasen henüz teslim alınmamış alacakta tasarruf nakıstır. Fakat mülkiyet tamdır. Zekâtın vacip oluşu temelde tasarruf ve zilyede değil, bilakis mülkiyete bağlıdır. Ancak kişi, alacağını eline geçirmedikçe zekâtın edasıyla muhatap tutulmaz. Zira alacağında tasarrufta bulunamadıkça malına henüz ulaşma imkânı yoktur. Fakat bu durum, üzerine zekâtın vacip olmasına mani değildir. Tıpkı ibn-i sebil/yolda kalmış zengin kişi gibi; malından zekât vermesi vaciptir. Fakat malına kavuşmadıkça zekâtını eda etmekle sorumlu tutulmaz. Hatta yolda kalmış olduğu esnada zekât almasının cevazı ayet-i kerime ile sabittir.

Alacağın, alacaklı nezdinde zenginlik kaynağı oluşturması, söz konusu alacağın hâlihazırda tahsil edilip edilmemesine bağlıdır. Zira bir malın, zekâtı gerektirecek zenginliğe dayanak olmasında temel kıstas, o maldan faydalanma imkânının bulunmasıdır. Mal sahibinin faydalanma imkânının olmadığı bir maldan dolayı zengin sayılmayacağı aşikâr olduğu gibi, zekâtın zengine terettüp eden bir mükellefiyet olduğu da izahtan varestedir. Bundan dolayı Hanefîler borcunu kabul eden zengin bir kişide olan alacağı, her an elde etme imkânı olan alacak olarak kabul etmişlerdir. İnkâr edilen alacakta ise alacaklının alacağını ispat etmek için delilinin olup olmadığını dikkate almışlardır.[2]

Alacakların zekâtı konusunda Hanefî müçtehitler farklı bir tasnif yapmaktadırlar. Alacaklar, İmam Ebu Hanife (Rahimehullâh)ın kavli üzerine üçlü taksimata tabi tutulmuştur.

1- Kuvvetli Alacak (Deyn-i Kavî): Borç olarak verilen nakit paralar ve helal yoldan ticaret mallarının bedeli olarak oluşan alacaklar bu kapsamdadır. İmam Ebu Hanife (Rahimehullâh)a göre böyle bir alacaktan başka, kişiyi zengin kılacak malı olmazsa yani alacağından başka malı olmaz da ancak alacağı varsa bu tür alacakla kişi zengin sayılır.  Ancak bu tür alacaklardan kırk dirhem (yani nisabın 1/5’i) tahsil edilmedikçe zekât verilmesi gerekmez.

Söz konusu miktar tahsil edilince kırkta biri zekât olarak verilir ve her kırk dirhemin tahsil edilmesi halinde aynı şekilde bir dirhem zekât verilir. Dolayısıyla İmam Ebu Hanife (Rahimehullâh)a göre, bu tür alacaklarda nisap miktarının beşte biri kadar tahsil edilmedikçe zekât verilmez. Günümüzde bu miktar 17-20 gram altına tekabül etmektedir.  Bu miktar bir meblağ tahsil edilince de bu miktara tekabül eden oranda zekât verilmesi gerekir.

İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed (Rahimehumellâh)a göre ise nisabın 1/5’ini teslim alması şart değildir. Bunun için az da olsa ne kadar teslim alırsa kırkta birini zekât olarak verir.[3]

2- Orta Dereceli Alacak (Deyn-i Vasat): Ticarî nitelik taşımayan malların bedelleri olarak sabit olan alacaklar bu gruba girer. Bu tür alacakların zekâta konu olup olmayacağına dair farklı rivayetler vardır. Yani bu tür alacaktan başka malı bulunmayan kişi, nisaba ulaşan bu alacağı sebebiyle zengin sayılır mı? Ve bu alacağının üzerinden bir yıl geçse alacağını almamış olsa zekâtını vermesi gerekir mi?

Bu hususta İmam Ebu Hanife (Rahimehullâh)dan yapılmış iki farklı rivayet söz konusudur. İmam el-Kerhî’nin benimsediği rivayete göre bu tür alacaklar teslim alınmadıkça nisab sayılmazlar. Yani bu tür alacağın sahibinin bu alacaktan başka onu zengin kılacak malı yoksa zengin sayılmaz. Artık alacağını kısım kısım alıp harcayacak olursa eline toplu olarak nisap miktarı geçmemiş olacağından zengin sayılmayacak ve zekât vermesi vacip olmayacaktır.

“Zâhiru’r-Rivâye”ye[4] göre alacağı kabzetmeden önce zekât zimmete taalluk edecektir. Dolayısıyla bu tür alacağından başka hiçbir malı olmasa da alacağı sebebiyle onu kabzetmemiş de olsa zengin sayılacaktır.  Fakat edasıyla mükellef değildir. Edası için nisap miktarınca tahsil etmiş olması gerekmektedir. Nisap miktarı tahsil edilince zekâtını verir. Bu alacağını kısım kısım alacak olsa ve bir kısmını harcayacak olsa da nisap miktarına ulaşınca zekâtını verir. [5]

Acaba geçmiş yılların tamamı için zekât ödenmesi gerekir mi? “Zâhiru’r-Rivâye”den anlaşılan geçmiş yılların tamamına zekât vereceğidir. Nitekim Hasan b. Ziyad bunu İmam Ebu Hanife (Allah onlara rahmet etsin)’den nakletmiştir.

3- Zayıf Alacak (Deyn-i Zaîf): Miras gibi iradesinin dışında oluşan veya vasiyet gibi kabul etmesi neticesinde iradesiyle oluşan, mehir, diyet, sulh bedeli ve hulû bedeli gibi mal karşılığı olmayan alacaklar bu kapsamdadır. Bu tür alacaklar, tahsil edilip tahsilinden sonra üzerinden bir yıl geçmedikçe zekâta konu olmazlar. Bir diğer ifadeyle bu tür alacaklar, yeni elde edilen mal gibidirler.[6] Miras kalan alacağı bu şekilde yani zayıf alacak olarak Hişam, nevadirinde İmam Ebu Hanife (Rahimehullâh)dan nakletmiştir.[7] Fakat sahih olan miras kalan alacağın ikinci şıktan sayılacağıdır.

İmâm Ebû Yusuf ve İmâm Muhammed (Rahimehumellâh) ise, alacaklar arasında ayırım yapmadan hepsinin eşit olduğu kanaatinde olup kişinin zimmetine alacakları sebebiyle zekât vacip olduğu görüşündedirler. Fakat ele geçirilmedikçe zekâtlarının eda edilmesinin gerekli olmadığını, ele geçirilen miktar ne kadar olursa olsun, o miktara tekabül eden zekâtın verilmesi gerektiğini söylemişlerdir.[8]

İmam el-Kerhî der ki: Alacağın zekâtı ile ilgili olarak ortaya konan tüm bu malumat, alacağının dışında başka malvarlığı olmayan kişilere mahsustur. Yani nisap miktarı alacağı oluştuğu ilk zamanda veya elindeki mal, nisap miktarından az olduğu halde, alacağın oluştuğu ilk zamanda şer‘an zengin olan kişi hakkındadır. Alacağının haricinde nisap miktarı malı olan kişi, alacağından tahsil ettiği her bir miktarı, sene ortasında elde edilen bir kazanç gibi mevcut malına katar ve hepsinin beraberce zekâtını verir.[9]

 

3. Soru: Borç verdiğim kişi zamanı geldiği halde borcunu ödeyemiyor. Borcu dolara çevirmek istiyoruz, bunun da caiz olmadığını biliyoruz. Çare olarak şöyle bir uygulama yapmak istiyoruz: Borçluma yeniden dolar borç versem, o da bozdurup önceki borcunu bana ödese ve artık dolar borçlu olsa caiz olur mu?

Cevap: Borç, Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmak için verilir. Borç verenin, verdiği borçtan kendisine herhangi bir menfaat sağlaması söz konusu olmamalıdır. Sorunuzda borçlunun, vadesi geldiği halde borcu ödeyemediğinden, sizin de alacağınızı tahsil etmek istediğinizden bahsediyorsunuz. Öncelikle borçlu, gerçekten borcunu ödeyemiyorsa ona süre tanımanız, İslam’ın tavsiyesidir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَإِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَى مَيْسَرَةٍ وَأَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

“Eğer (borçlu) darlık içinde ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet vermek (gerekir). Eğer (gerçekleri) anlarsanız bunu bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.”[10]

Süre tanımayacak olmanız durumunda borcu ödemesi gerekir. Ödeyememesi halinde kendiniz de zarar etmek istemediğinizden ona sözgelimi; dolar borç verip onunla borcunu ödemesini sağlayacak olursanız bunda bir sıkıntı olmaz. Bu yeni bir borç vermeyle borçlunun, eski borcunu kapatmasıdır. Yapmış olduğunuz bu işlem, verdiğiniz ikinci borç ile menfaat elde etmeniz olarak değil, zararınızı telafi etmek olarak değerlendirilir.

Bunun daha iyi anlaşılabilmesi için aksine bir misal verelim: Kuyumcudan kredi kartıyla altın satın almak caiz değildir. Çünkü altının parayla değiştirilmesi sarf akdi olduğundan vade caiz olmaz. Her iki taraf bunu bildiğinden altın alacak kişi kuyumcudan borç para alsa sonra da bu parayla altın satın alsa caiz olur mu? Burada kuyumcunun borç vermesi, kendisinden altın satın alınmasına yönelik olduğundan yani kâr elde etmesini sağladığından caiz olmaz. Çünkü sıhhati konusunda tartışma olsa da fakihler; “Menfaat sağlayan her borç verme faizdir” hadis-i şerifini kabul etmişlerdir. Kuyumcu misalinde kuyumcunun verdiği borçtan altın satarak kâr sağlaması söz konusudur. Bu sebeple yaptığı bu işlem doğru değildir.

4. Soru: Cemaatle namaz kılarken imamdan önce rükûa gidenin namazı bozulur mu, derhal geri dönse namazını kurtarabilir mi?

Cevap: İmamla cemaat arasında uyum olması asıldır. Namaz fiillerinde cemaatin imamdan önce hareket etmesi doğru değildir. Hatta bir kimse imamdan önce rükûa gider, imam henüz rükû yapmadan rükûdan kalkacak olursa o kişinin namazı bozulur. Ancak imam rükûda iken bu kişi tekrar rükûa gider ve imamla birlikte biran da olsa rukuda beraber bulunursa namazı bozulmaz.

Yahut kendisi imamdan önce rükûa gittiğinde rükûda iken imam da rükûa varıp orada biran birlikte bulunacak olsalar yine namazı bozulmuş olmaz.[11]

Nitekim bazı kardeşlerimiz imamın kıraat ettiği ayetteki “Allah” lafzını imam rükûa giderken getirdiği “Allahu Ekber” lafzının evvelindeki “Allah” lafzı zannederek hemen rükûa gidiyor. Bu durumda imamın kıraati devam edecekse derhal kıyama kalkması gerekir. Kıyama kalkmayıp rükûda imamın rükû etmesini bekler ve rükûda birlikte bulunurlarsa namazı sahih olur. Ancak her hâlükârda namazdaki intikallerde imamın intikalini beklemeden hareket etmemek namazı cemaatle kılmanın en doğru şeklidir.

5. Soru: Kira gelirlerimin zekâtını nasıl hesaplamalıyım?

Cevap: Kira gelirleri olan kişi, her yıl zekât veren biriyse onun zekât hesaplaması ilk nisap miktarı malın üzerinden bir sene geçtiği tarihtir. Bu kişi o tarihte elinde bulunan para ve sair zekâta tabi malların zekâtını hesap eder ve ödemesini yapar. Yapacak olduğu bu hesaplamada o gün itibarıyla kira gelirlerinden elinde bulunuyorsa onları da hesaba katar ve zekâtını verir. Hesap gününden bir gün önce eline geçen kira geliri de hesaba katılır. Bir gün sonra elde ettiği kira gelirinin zekâtı, elinde kalacak olursa sonraki senenin hesabına katılır. Harcamışsa hesaba katılmaz.

Görüldüğü üzere kira gelirlerinin zekâtı şöyle hesap edilmez: Kiradaki bir evimden aylık şu kadar kira alıyorum. Bu evin yıllık kirası şu kadar eder. Öyleyse bu evin kirasından yılda şu kadar zekât vermem gerekir. Böyle bir hesap doğru değildir.

Kira geliri sene ortasında elde edilen bir kazanç gibi mevcut mala katılır.

 

 

[1]  Tevbe 60

 

[2]  Bedâyiu’s-Sanâyi fî Tertibi’ş-Şerâi’, el-Muhîtu’l-Burhânî 

 

[3]  El-Muhîtu’l-Burhânî, 3/244

 

[4]  A.g.e 

 

[5]  Burhanuddîn Ebu’l-Me’alî ibn Mâze, el-Muhîtu’l-Burhânî, 3/244

 

[6]  Bedâyiu’s-Sanâyi fî Tertibi’ş-Şerâi’

 

[7]  El-Muhîtu’l-Burhânî, 3/247

 

[8]  A.g.e, 2/79-81

 

[9]  Bedâyiu’s-Sanâyi 2/390-394

 

[10]  Bakara/280

 

[11]  Ö.N.B Büyük İslam İlmihali

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
SON DAKİKA
17:04 TSK'nın yeni komuta kademesinden ilk ziyaret
15:55 CHP ve MHP'den bedelli askerlik açıklaması
15:37 NSU kararı temyize gidiyor
15:07 Irak'ın kuzeyinde 8 terörist etkisiz hale getirildi
15:00 Flaş gelişme! OHAL Perşembe günü...
14:56 MİT imamı ‘Kırsal’dan çıktı
14:39 Bakan Hulusi Akar'dan TSK'ya veda mesajı
13:44 Harameyn Hızlı Tren Projesi hacıların ulaşımını kolaylaştıracak
yukarı çık