24 Eylül 2017
Hüsamettin Vanlıoğlu
İsmailağa Fıkıh Kurulu Başkanı

Faizin Çeşitleri

4 Mayıs 2017

Allah Teâlâ’ya hamd, Peygamber Efendimize, âl ve ashabına salat-u selam ederiz.

Haksız kazanç yollarından biri olan faiz, dinimizin kesin bir dille yasakladığı temel ilkelerden biridir. Hatta faizin yasaklılığı Yahudilik ve Hıristiyanlık döneminde de vardı. Daha sonradan Yahudiler Tevrat’ı tahrif ederek kendi aralarında faizin yasak olduğunu, kendilerinden olmayanlara karşı serbest olduğunu savunmuşlardır.

Yahudilerin büyük bir zulmü sebebiyle ve birçoklarını Allah yolundan çevirmeleri ve (Tevrat’ta) men edildikleri halde faizi almaları ve (rüşvet gibi) haksız (yollar) ile insanların mallarını yemeleri yüzünden kendilerine (daha önce) helâl edilmiş olan birçok lezzetli şeyleri onlara haram kıldık ve içlerinden inkâra sapanlara (ahirette) acı bir azap hazırladık.” (Nisâ/160-161)

Aynı şekilde Hristiyanlıkta da faiz yasağı uzun bir zaman devam etmiş daha sonradan bu yasak hoş görülmeye ve aşılmaya başlanmış bahusus Fransız ihtilalinden sonra batı ekonomisinin temel unsuru kabul edilmiştir. Cahiliye döneminde faiz sebebiyle sermaye belli bir kesimin elinde birikmiş, çoğalan faiz borcunu ödeyemeyen kişilerin hürriyetleri elinden alınarak köleleştirilmiştir. Az bir kesimin çıkar sağlamasına karşın, geniş bir kitle faiz sebebiyle perişan olmuştur. Nitekim günümüzde de böyle değil mi?!

Kur’an-ı Kerim aşamalı olarak faiz meselesini dört yerde ele alarak yasaklamıştır.

“İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında (asla bereketlenip) artmaz. Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekâtı veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.(Rûm/39)

Bu ayet-i kerimede faiz açıkça yasaklanmamış, Allah katında çirkin ve bereketsiz olduğuna değinilerek dolaylı yolla reddedilmiştir.

İkinci aşamada biraz önce naklettiğimiz Nisâ suresinin 160 ve 161. ayet-i kerimeleri ile Yahudilere faizin haram kılındığı, buna rağmen bu yasağa uymadıkları ve bu sebeple azaba uğradıkları beyan edilmiş ve yine dolaylı yoldan faiz yasağına temas edilmiştir.

Üçüncü aşamada Allah Teâlâ şöyle buyurarak faizi açıkça yasaklamıştır.

Ey iman edenler! (Cahiliyet devrinde yapıldığı gibi) Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah'tan sakının ki (âhiret sevabına kavuşarak) kurtuluşa eresiniz.” (Âl-i İmrân/130)

Dördüncü aşamada ise faiz şiddetli bir dille yasaklanmıştır.

Faiz yiyenler (diriltildiklerinde kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların ‘Alım-satım tıpkı faiz gibidir’ demeleri yüzündendir. Hâlbuki Allah, alım-satımı helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir (yasaklanmadan önce almış olduğu faizler kendisinden geri istenmez) ve artık onun işi Allah'a kalmıştır. Her kim tekrar (faizi helal kabul etme fikrine) dönerse, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar.”

 

Allah faizi tüketir (faiz karışan malın bereketini giderir), sadakaları ise bereketlendirir. Allah küfürde ve günahta ısrar eden hiç kimseyi sevmez.”

“(Allah’a, peygamberlerine ve getirdiklerine) İman edip (oruç ve hac gibi) iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya, onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara (gelecekle ilgili) korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.”

Ey iman edenler! Allah'tan korkun. Eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut faiz alacaklarınızı terk edin.”

Şayet (faiz hakkında söylenenleri) yapmazsanız, Allah ve Resûlü tarafından (faizcilere karşı) açılan savaştan haberiniz olsun. Eğer (tefecilikten) tövbe edip vazgeçerseniz, sermayeniz sizindir ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz.” (Bakara/275-279)

Faizli muamelede bulunan kişiler kıyamet günü kabirlerinden mahşere aniden yere yıkılan ve saralı kimseler gibi ağzı köpürerek çıkacağı hakkında birçok hadis-i şerif ve rivayet vardır.

Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem):

Bağışlanmayacak günahlardan sakın! (Onlardan biri) ganimet malını çalmaktır ki; kim böyle bir şey çaldıysa kıyamet günü onu getirecektir. Bir de faiz yemek ki; faiz yiyen kimse kıyamet günü cinnet geçirerek yere yıkılmış bir halde diriltilecektir”

buyurduktan sonra yukarıda mezkûr olan ayet-i kerimeyi okumuştur. El-Mu’cemu’l-Kebîr No:110, 18/60

Semura b. Cündüp (Allah ondan razı olsun) anlatıyor: Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)

şöyle buyurdular: Bu gece iki adam gördüm. Beni kutsal bir yere getirdiler. Kandan bir ırmağa gelinceye kadar gittik. Orada bir adam ayakta duruyordu.

Irmağın kenarında önünde taşlar olan başka bir adam vardı. Irmaktaki adam dışarı çıkmak için yöneldiğinde önünde taş bulunan kenardaki adam onun ağızına taş atarak olduğu yere geri çeviriyordu. Bu kişi her ne zaman çıkmak için bir hamle yapsa kenardaki adam onun ağızına taş atarak geldiği yere geri döndürüyordu. Bunun üzerine ben; Irmakta gördüğüm bu kişinin kim olduğunu söylediğimde bana faiz yiyen kişi dediler.”Buhârî, Cenâiz

Abdullah b. Hanzala’dan (Allah ondan razı olsun) rivayet edilen diğer bir hadis-i şerifte Peygamber

Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Kişinin bilerek yiyeceği bir dirhem faiz, otuz altı zinadan daha şiddetlidir.”Ahmed b. Hanbel, el-Müsnet no: 21957

Riba/faiz; muavaza akdinde taraflardan biri için şart koşulan ve şer’i ölçülere göre karşılığı bulunmayan fazlalık anlamına gelmektedir. Ölçü veya tartıyla satılan her bir malı kendi cinsiyle fazla olarak satmak faizdir.

Hanefi mezhebine göre faizin illeti/sebebi; ölçüyle veya tartıyla beraber cins birliğidir. Yani bir birleriyle değiştirilecek mallar arasında cins ve ölçü-tartı birliğinin bulunmasıdır. Buna göre ölçü ve tartıya giren her bir malda faiz cari olur. Faizin illetinin yani sebebinin bulunduğu yerde takas edilen malların biri diğerinden fazla olamayacağı gibi vade de olamaz.

FAİZ ÇEŞİTLERİ

Faizin iki çeşidi vardır:

1- Borçtan kaynaklanan faiz

2- Alış-verişten kaynaklanan faiz

Bu iki çeşit arasında cahiliye devrinde daha yaygın olan; Borçtan kaynaklanan faizdi. Vade karşılığında alacağın miktarının arttırılması şeklindeki bu faize; “ribe’d-deyn” de denir.

Bu tür faizin uygulanışı şu şekildedir: Kişi, belli bir zaman sonra ödemek üzere aldığı borcun ödeme vakti geldiğinde borcunu ödeyemezse alacaklı kendisine; “ya borcunu öde ya da şu kadar faiz karşılığında borcunu şu zamana kadar erteleyelim” der. Günümüz bankacılık sisteminde de cahiliye döneminden kalma “ribe’d-deyn” faizi tatbik edilmektedir.

Bankadan kredi alan kişi faiz vermeyi taahhüt etmekle beraber belirtilen vakitte borcunu ödeyememesi durumunda yüzdelik oranda faiz vermek şartıyla kendisine zaman verilmektedir.

Alış-verişten kaynaklanan faiz de iki kısma ayrılır:

a- Ribe’l-fadl

Tartı veya ölçüyle satılan bir malın kendi cinsi mukabilinde eşit olmaksızın satılması durumunda meydana gelen bu faize ribe’l-fadl/fazlalık faizi” denir.

1. Misal: 100 gram altın veya gümüşü 110 gram kendi cinsi karşılığında satmak ribe’l fadıl/fazlalık faizidir.

2. Misal: Bir teneke buğdayı iki teneke buğday karşılığında satmak aynı şekilde ribe’l fadıl/fazlalık faizidir.

Faizin cari olabileceği mallarda malın kalitesinin önemi yoktur. Bu yüzden iyi malı, kötü malla takas etmek ancak eşit olmaları durumunda caizdir. Zira faizin cari olabileceği mallar birbirleriyle değiştirilirken kalite farkı gözetilmez.

Şart; miktar bakımından eşit olmalarıdır, nitelik yönünden farklı olmaları dikkate alınmaz.

Buna göre; 100 gram 22 ayar altını, 110 gram 14 ayar altın karşılığında değiştirmek peşin olsa da caiz olmaz.

b- Ribe’n-nesîe

Ribe’n-nesîe/vade faizi; Bu tür faiz tartı veya ölçüyle satılan malların veya aynı cins malların birbirleri mukabilinde peşin olmaksızın satılmaları durumunda meydana gelir.

Aynı cins oldukları için sözgelimi; altın karşılığında altını veya buğday karşılığında buğdayı miktarları eşit olsa da veresiye satmak ribe’n-nesîe olacağı gibi aynı guruba dâhil buğday ile arpa veya altın ile gümüş veya da demir ile bakır vadeli olarak birbirleriyle değiştirilmeleri ribe’n-nesîe/vade faizi olur.

Buna karşılık buğday veya arpa vadeli olarak altın, gümüş veya demir karşılığında değiştirilerek yapılan satış akdi faiz olmaz.

Geride de geçtiği üzere faizin illeti ölçü ve tartı ile birlikte cins birliğidir. Bu iki illetin bulunduğu yerlerde takas edilen malların biri diğerinden fazla olması caiz olmadığı gibi vade de caiz olmaz.

Cins ve miktar birliği yani illet bulunmazsa ne şekilde olursa olsun takas helâl olur. Çünkü haram kılan illet bulunmamaktadır.

Faiz Yasağının Amacı

Şüphesiz Allah Teâlâ’nın emir ve yasaklarında birçok hikmetler vardır. Zira Allah Teâlâ Hakîmdir.

İmam Rabbani’nin de buyurduğu üzere Hâkim olan Allah Teâlâ’nın fiili hikmetten soyutlanmış değildir. Her fiilinde hikmet sahibidir. Hiç şüphesiz bu hikmetleri bilmesek de Allah emrettiği için yapmamız, yasakladığı için kaçınmamız gerekir. Bunun aksi düşünülemez.

Genel olarak yanlış bilinen bir gerçek var. Hakikatte sahip olmak istediğimiz malı alan, para değildir. Aksine karşılığında vereceğimiz maldır. Para, malın varlığını belgeleyen araçtır.

Paraya banknot denmesi de bu itibarladır. Buna göre faiz karşılıksız olarak başkasının malını almaktan ibarettir.

Oysa mal, hayatın idamesini sağladığından kıymetlidir, zayi olmaktan korunması gerekendir.

İnsanın malının haramlığı, kanının haramlığı gibidir” ilkesi bu hakikati dillendirmektedir.

Batı kökenli iktisadi hayatın en vazgeçilmez unsurlarından biri şüphesiz faizdir. Zira batı toplumunda sermayenin belli ellerde toplanması amaçlanmış ve bu vesileyle sermayenin belli merkezlerden organize bir şekilde üretim ve yatırıma aktarılması ve böylece geniş bir çalışan kitle oluşturması sağlanmıştır. Bu tip düşünce tarzına maalesef hızla adapte olan günümüz Müslümanları da faizi, iktisadi hayatın temel unsuru görmeye başlamışlardır.

Oysa yüce dinimiz servetin atıl bırakılmamasını, üretim ve yatırım dışında tutulmamasını istemiş ve buna karşı bir takım caydırıcı tedbirler alarak faiz ortamının doğuşunu engellemeyi amaçlamıştır.

Dinimizde temel üretim faktörü emek kabul edilmiş risk ve zararı üstlenmeden yalın sermayenin kazanç aracı olması caiz görülmemiştir.

Böyle yapmakla servetin belli kesimin elinde toplanması engellenmiş ve neticede insanların sınıflara ayrılması ve büyük bir kesimin mağduriyetinin önü alınmıştır.

İslam fıkhının öngördüğü zekât ve infak emri, emek ve sermayenin birlikte yatırım ve üretime yöneltilmesi, kâr ve zararın birlikteliği ve emsali düzenlemeler hep bu amaca hizmet etmiş ve nimetle külfeti dengeli bir biçimde topluma yaymıştır.

İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekâtı veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.” Rûm/39

Bu ayet-i kerimelerde faiz, zekât ve infakın karşılaştırılması yapılmış zekât ve infakın kalıcı ve daimi olduğu, faizin ise bereketsiz ve kesik olduğu belirtilmiştir. Vakıaya baktığımız zaman zekât ve infakın gerçekten de sosyal yardımlaşmayı artırdığı müşahede edilmektedir.

Oysa faiz sistemi, gelirin belli ellerde toplanmasına vesile olup sosyal refahı önler. Böylece sosyal patlamalar sebebiyle anarşiye zemin hazırlar. Nitekim Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şu hadis-i şerifinde bu hakikati açık bir şekilde dillendirmiştir: Amr b. el-Âs (Allah ondan razı olsun) şöyle rivayet eder:

Peygamber Efendimiz’in (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle dediğini işittim:

Faizin yayıldığı bir toplum mutlaka kıtlığa yakalanır. Rüşvetin yayıldığı bir toplum da mutlaka düşman korkusuna yakalanır.” Ahmed b. Hanbel, el-Müsned No:17822

Helal kazanç

1 Mart 2017