herseybusepette
Lalegül TV

26 Eylül 2018, Çarşamba

Doğru Haberin Yeni Adresi

  • 26 Haziran 2018, Salı 12:41
Hüseyin AvniKansızoğlu

Hüseyin Avni Kansızoğlu

YÜKSELDİK SANIYORLAR, ALÇALDIKÇA TABANA…

- BÜNYAMİN ERUL’UN BİR YAZISI HAKKINDA - 1

Besmele, hamd ve salat-u selamdan sonra…

Müslüman olduğunu iddia eden ve bunu temsil davasında olanlardan, dünya mevki ve makamlarından bir yerlere tırmanma aşk ve sevdasıyla (şer‘î manasıyla) siyasi sahibi ve hamisi bulunmayan İslam’a vuran vurana… Hakaret, hatta hıyanet eden edene… Onu satan satana… Merhum şairin, sehl-i mümteni‘ seviyesinde veciz ve beliğ, aynı zamanda da hayli vurucu ve indirici olan ifadesiyle yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana

Öte yanda Diyanet İşleri Reisi Sayın Ali Erbaş Beyefendi de günümüzdeki medreselerle alakalı olarak bir şeyler söylemiş… Medreselere atış yapanlar kervanına o da katılmış… Hulasa olarak medreselerde okuyanların Kuran okumayı ve Arapçayı bilmediklerini ileri sürmüş… İtiraf etmek lazımdır ki, bulundurulduğu mevki itibarıyla yaptığı bu iş pek tabiidir… Tevhid-i Tedrisat kanunu ile lağvedilen medreseleri sevmesini ve övmesini ondan beklemek elbette ki akılsızlık ve fikirsizlik olur… Onun vazifesi bu kanunun da takipçisi olmak…

Bu hususta söylenecek çok şey varsa da karalananlar bağlanmış; ne yapalım?. Birileri ise ne olsa diyebiliyorlar ve diyorlar… Ancak kendilerinden kısa ve kestirme olarak bir talebimiz vardır: İlk mektep okumadığına hamd yahut şükrettiği için cahilliğiyle öğünüyor dediği kimseyle yahut onun göstereceği biriyle bu hususta ekranlar karşısında karşılıklı konuşsun da neyin ne olduğu anlaşılsın; biz de rahatlayalım… Delikanlıca davranılsın… Öyle rakipsiz minderin başpehlivanlığıyla kifâyet edilmesin… Tek taraflı atış yapılmasın… ‘Değmez’ gibi cidden yavan ve kaçamak bir bahanenin arkasına sığınılmasın, mertlik ihlal edilmesin…

Biz burada, Bünyamin Erul isimli bir profesör vatandaşımızın Sayın Erbaş Bey’in bu anlayışını da içinde bulunduran ve işleyen bir yazısını ele alacağız. Söyledikleri üzerinde -aslında bizce hiç değmese bile- biraz (yazısındaki felsefeyi taşıyanlar için değil de daha çok başkaları faydasına) imal-i fikirde bulunacağız:

Diyor ki:

Türkiye, kendine özgü yapısı, tarihi geçmişi, köklü gelenekleri, gerçekçi vizyonu, cumhuriyet ve demokrasi tecrübesi, hiç sömürge görmemiş olması vb. birçok yönüyle diğer Müslüman ülkelerden hayli farklılık arz eder. Bu, Arap âlemi, Asya, Afrika ve Türkî Cumhuriyetlerin hepsinden onu ayıran bir özelliktir. İmam Hatip Liseleri, İlâhiyat Fakülteleri ve Diyânet İşleri Başkanlığı gibi kurumlar, onların müfredatı ve hizmet politikaları açısından da durum böyledir.

Diyoruz ki: Bu sözlerde, itiraflar, muğlaklıklar ve çarpıtmalar mebzul miktarda mevcut ve iç içe… Öyle ki:

Bir: Tamam, Türkiye’nin, kendine özgü yapısı, tarihi geçmişi, köklü gelenekleri var da bu Türkiye hangi Türkiye’dir ve bunlar nelerdir? Bu kalıp ifadelerin içi neyle doldurulacaktır, gelecek sözlerle mi? Tarihi geçmiş denilirken kastedilen yakın tarih mi, eski tarih mi? Yoksa herkes tarafından bilinen inkılaplar uğruna -ifade edildiğine göre- binlerle hatta on binlerle Müslüman ve İslam âliminin asılıp kesilme geleneği mi?

İki: Sonra sözü edilen gerçekçi vizyonu nedir? Aslı Fransızca olan bu ecnebi vizyon kelimesi ileriye dair görülen ve gösterilen bir manzara veya harita mı? Belki de bilinmeden sarf edilen bu terkiple ne kast edildi? Sözler ve yazılar sırf iman edilmek için değilse anlaşılmak maksadıyla da söylenmedi veya yazılmadıysalar ne işe yararlar? Yoksa dünyaya, bir nevi beşeri dinler olan laiklik ve demokrasi ölçülerine göre çerçevesi yeniden tayin edilip çizilen yepyeni bir İslam ihracı mı? Keza bahse mevzu edilen cumhuriyet ve demokrasi tecrübesi ile anlatılmak istenen nedir? Kuran’ın Yeryüzündekilerin çoğuna uyacak olursan seni Allah’ın yolundan saptırırlar; sadece zannın peşine takılmaktadırlar, onlar sadece yalan söylüyorlar[1] ayetinin tedavülden kalktığını mı? Makam, medih makamı olduğuna göre maksat da haliyle övmek olmalı…

Üç: Sözü edilen hiç sömürge görmemiş olması ile murat edilen de nedir? Yoksa sömürgecilerin, ver kurtul zihniyet ve politikaları mukabilinde fiili sömürgeciliği artık lüzumsuz bulduğu için işi maşayla idare ederek ruh, beyin ve gönül sömürüsü ile iktifa edilmek suretiyle ümmetin evladının iliklerine kadar istila altında tutulması sömürgecilikten kabul mu edilmiyor? Bir memleketin zahirde istiklali varmış gibi gösterilmesine rağmen nice zamanlar adeta sömürge valilerine idare ettirilmesi acaba bağımsızlık olarak mı görülüp gösterilmeye çalışılıyor?

Bir de birçok yönüyle diğer Müslüman ülkelerden hayli farklılık arz eder sözü ile ne kastedilmektedir? Müteveffa Riza Pehlevi’nin de beceremediğini itiraf edip hayıflandığı gibi Tevhidi tedrisat kanunu, medreselerin lağvı, harf ve kıyafet inkılaplarının gerçekleşmesi mi? Kısacası, Allah’ın boyası[2] yerine başka malum birilerinin boyasının getirilmesi mi, ne? Doğrusu, bir hayli muğlak yani üstü örtülü konuşulduğu gibi bu ifadelerde kuvvetle muhtemel Müminlere Rahmânî olmayan tuzaklar da kurulmuş!..

Yazının devamını Lâlegül Dergisi Temmuz Sayısında bulabilirsiniz..

[1] En’am:11

[2] Bakara:138

[3] Yusuf:30


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
SON DAKİKA
20:20 AK Parti ve MHP ittifak için anlaştı!
19:30 Başkan Erdoğan Çipras ile görüşüyor
19:02 Erdoğan BM Genel Kurulu'nda konuşma yaptı
16:52 Sedanur'un ölümüyle ilgili çok kritik gelişme
16:39 BM Genel Sekreterinden reform çağrısı
16:12 Erdoğan BM Genel Kurulu'na hitap edecek
15:55 Deyrizor'da YPG/PKK-DEAŞ çatışması sürüyor
15:15 İran'da mayın patladı: 2 ölü
yukarı çık