23 Kasım 2017
Mustafa Özşimşekler
Türk vaiz ve hafız

Darbe girişiminden sonra bir takım medya organları, bu darbeci hainlerin cemaat” adını kullanmasından yola çıkarak, bütün vatansever cemaat ve tarikatlara saldırmışlardı.

Fakat son bir iki aydır bu saldırıların dozu arttı. Cemaat ve tarikatlar aleyhinde hakarete varan hezeyanlar savruldu,bir takım iftiralar atılıp fütursuzca saldırılar yapıldı. Vaazlarıyla büyük kitleleri etkileyen bazı Ehli Sünnet hocaefendiler hedefe konuldu…

Tabi hepinizin malumu olduğu üzere, tarikatlara yönelik başlatılan saldırılar, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın yayınladığı “Uluslararası Dini Özgürlükler Raporu”ndan sonra oldu. Bu raporun “tarikat ve cemaatler”le ilgili bölümünde şöyle diyordu:

Hükümet Türkiye’deki tarikat ve cemaatlere yönelik resmi yasağı zorlamıyor; bu gruplar yaygın ve aktif olmayı sürdürüyor.”

Adı, dini özgürlükler” olmasına rağmen, içeriği yasak”la ilgili olan bu rapordan sonra, ABD’nin taze Başkanı Trump şöyle bir açıklama yaptı:

Ayasofya cami olmasın, tarikat ve cemaatler yasaklansın!..” İşte bu açıklamanın ardından içimizdeki Truva atları, kiralık kalemler ve bazı medya organları topyekün saldırıya geçtiler.

Peki, sapkın tarikat şeyhlerini kendi ülkesinde barındıran, hatta koruyup kollayan ABD, Türkiye’deki Hak Tarikatlardan niçin rahatsızdı?..

Bu sorunun cevabını, Patrik Grigorios’un, Rus Çarı II. Aleksandır’a yazdığı mektupta görüyoruz.

Kimdir Grigorios?

1821 yılında Mora İsyanını kışkırtıp destek verdiği tespit edilen Fener Rum Patriği… II. Mahmut’un emriyle yapılan araştırmalar neticesinde, Patrikhaneyi ihanet merkezi gibi kullandığı belgelerle ispatlanınca, Gregorius halkı isyana teşvik etmekten suçlu bulunarak, patrikhanenin orta kapısı önünde asıldı.

İşte bu patrik, kilisedeki görevinin dışında daha başka görevler de üstlendiği için bir de rapor hazırlamış. Raporunda Türk Milleti’nin vasıflarını tek tek zikrettiken sonra, hangi hile ve desiselerle yıkılabileceğini de yazmış. Patrik Gregorius işte bu raporu, II. Aleksandr’a yazdığı bir mektupla bildirmiş… Mektubunda özetle şöyle diyor:

“Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak mümkün değildir. Çünkü Türkler çok sabırlı ve mukâvemetli insanlardır. Bu hasletleri de, dinlerine bağlılıklarından, kadere rızâ göstermelerinden, an’anelerinin kuvvetinden, padişâhlarına, kumandanlarına, büyüklerine olan itaatlerinden gelmektedir. Onların bütün meziyetleri, hatta kahramanlık ve şecâat duyguları da dinlerine olan bağlılıklarından, ahlâklarının salâbetindendir.

(Onları yıkabilmek için yapılacak şey)

Türklerde; önce itaat duygularını kırmak, mânevî bağlarını yok etmek ve dînî metanetlerini zaafa uğratmak îcâb eder…

Mâneviyâtları sarsıldığı gün, Türkleri, kendilerinden çok kudretli görünen güçler karşısında zafere götüren asil kudretleri sarsılacak ve o zaman Türkleri yıkmak mümkün olacaktır.

Yapılacak iş, Türklere bir şey hissettirmeden, bünyelerindeki bu tahrîbi tamamlamaktır.”

Özetleyerek alıntı yaptığım bu mektup sanırım her şeyi açıklıyor. Şayet iki asır önce bizim hakkımızda rapor hazırlayan bu patrik kadar meseleyi anlayabilirsek, bu gün ABD’nin hazırladığı raporu da, başlatılan saldırı kampanyalarını da anlamakta zorlanmayız.

Onlar da çok iyi biliyorlar ki, bu ülkenin mânevî dinamikleri halkın mayası durumunda... Dolayısıyla bu milletin dine olan bağlılığını zaafa uğratmadıkça, liderlerine olan itaatlerini kırmadıkça, Hak tarikatlar yok edilip manevi duygular tahrip edilmedikçe bu necip milleti yenmeleri ve 15 Temmuz gibi işgal girişimlerinde başarılı olmaları mümkün olmayacak… İşte, ABD’nin ve içimizdeki devşirmelerin Hak tarikat ve cemaatlere fütursuzca saldırmalarının sebebi budur.

Büyük mürşid Hoca Ahmed Yesevî dergâhında yetişen Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre gibi Anadolu’da barış ve hoşgörünün tohumlarını atan gönül erlerine her zaman

ihtiyaç vardır. Bu mübarek zatlar, en buhranlı dönemlerinde dahi Anadolu insanına mânen destek ve büyük bir moral olmuşlar, gönülleri sevgi ve muhabbet çerağıyla

tutuşturup birlik ve beraberliğin temin edilmesinde önemli bir misyon üstlenmişlerdir.

Dün, bu görevi hakkıyla yerine getiren Hoca Ahmet Yesevî’lerin talebelerine ihtiyaç olduğu gibi, bu gün de birlik ve beraberliğin temin edilmesinde yine onların yolundan giden gönül erlerine ihtiyaç vardır.

Fi emanillah!

Habeşistan

1 Mart 2017