herseybusepette
Lalegül TV

25 Eylül 2018, Salı

Doğru Haberin Yeni Adresi

  • 26 Haziran 2018, Salı 12:51
Mustafa Özşimşekler

Mustafa Özşimşekler

  FARZ OLAN TESETTÜR

Günümüzde sık sık gündeme gelen, bu hususta kesin nâs olmasına rağmen bazı kesimler tarafından sürekli tartışma konusu yapılan bir meseledir tesettür… Yıllar önce bu konuda bir-iki makale yazmıştım. Zarûretine binânen ve tesettür hakkında bizlere sıkça tevdi edilen sorulara cevap sadedinde yine bu konuya değinmek istiyorum.

Zira bazı ticari firmalar; “Tesettür Giyim”(!) adı altında allı-pullu albenisi olan rengarenk başörtüler, yırtmaçlı elbiseler, vücut hatlarını belli eden daracık kıyafetler ve bunun gibi İslam’a uygun olmayan bir takım modeller üreterek, maalesef farz olan tesettürü tarz haline getirdiler. 

Bununla birlikte yine “İslami tesettür” ismiyle yapılan defileler ve bu defilelerde boy gösteren mankenlerin boyalı ve makyajlı suratlarla yaptıkları sözümona tesettür modellerinin tanıtımları, özellikle Müslüman genç kızlarımızı etkiler hale geldi. Öyle ki, bazı hanım kızlarımız tesettürü, maalesef sadece başını örtmekten ibaret zanneder oldular. Böylece Allah’ın emri olan tesettür, farzolunduğu gayeye uymayan, Rabbinin rızasını kazanmaktan ziyade, beğenilmek ve dikkat çekmek için giyinilen bir kıyafete dönüştü.

Halbuki tesettüre veya herhangi bir şeye “İslâmî” diyebilmek için, referansının mutlaka Kur’an ve Sünnet olması gerekir. Dolayısıyla Müslüman kadının tesettürünün ölçülerini, sınırlarını ve şartlarını belirleyen çok açık âyet ve hadisler varken, bu ölçülere uymayan filanca modacının kreasyonuna göre üretilen kıyafetlere “İslâmî” denilebilir mi?..
 

    *          *      *

 

Tesettürlü Müslüman bir hanım öncelikle neden örtündüğünün idrak ve şuurunda olmalıdır. Elbette maksat Allah’ın emrini yerine getirip Onun rızasını kazanmaktır. Ancak, eğer maksat hem modaya uyup şık görünerek dikkatleri üzerine çekmek, hem de Allah’ın tesettür emrini yerine getirmek ise bunun mümkün olmayacağını bilmek lazımdır.

Zira, hem tesettürün ruhuna aykırı, dikkat çekici bir şekilde giyinerek nâmahrem bakışları üzerinde toplamak, hem de Allah’ın emrini yerine getirdiğini zannedip O’nun rızasını kazanmayı ümid etmek ham hayalden başka bir şey değildir. Çünkü Allah’ın emri, ancak O’nun emrettiği şekilde yapılırsa yerine getirilmiş olur...

Dolayısıyla Allah’ın emri, İslâm’ın şi’arı ve imanın alameti olan tesettürü, herhangi bir ticari firmanın sunduğu modellere göre değil de, İslam’a göre nasıl ve ne şekilde olması gerektiğini Kur’an ve Sünnet’e göre izah etmeye çalışalım.    

 

Tesettür Allah’ın kesin bir emridir

Öncelikle tesettür; hanımların Allah'ın emrine uygun olarak örtünmesi demektir. Kur’an ve Sünnet’e uygun olan bir tesettür, o bedendeki Allah'ın hâkimiyetini kabul etmiş ve O’na teslim olmuş olmanın bir göstergesidir.

Tesettür; yabancı erkeklere Allah’ın koyduğu sınırları hatırlatır, şehevî duygulara ve ihtiras dolu bakışlara kalkan olur, tahrik edici unsurları perdeler. Art niyetli marazlı kimselerin hâinâne bakışlarından sakındırıp ırz ve namusların meşrû olmayan isteklerden korunmasına yardımcı olur.

İslâm Dini, her konuda olduğu gibi tesettür konusunda da gereken tedbirleri almış, iffetlerin ve namusların korunacağı, haram olan şehevî arzuların galeyana gelmeyeceği temiz bir toplum oluşturulması için gerekli kuralları koymuştur. Bunun için de, kadınla erkek arasında gayri meşrû ilişkilere sebep olacak bütün kapıları ve yolları mümkün mertebe kapatmayı gaye edinmiştir. Dolayısıyla İslâm, insanın bakışlarından tutunda kıyafetine, örtünmesine, hareket ve tavrına kadar bir ölçü koymuştur.

Dinimizde namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek nasıl farz ise, tesettür de öyle farzdır, Allah’ın kesin bir emridir. Allah-u Teala yapılmasını emrettiği ibadetlerin nasıl ve ne şekilde yapılacağını bildirdiği gibi, örtünmenin de şeklini ve sınırlarını belirlemiştir. Yani hiç kimse kafasına ve keyfine göre canının istediği şekilde örtünemez, “tesettürle ilgili âyeti ben şöyle anladım ve böyle giyiniyorum.” diyemez.

Nasıl ki namaz kılarken kıyâm, rükû, secde ve ta’dili erkâna kadar, namazın kılınış şekline ve rekât adetlerine kadar bütün şartlarına riayet edilmesi gerekiyorsa, aynı şekilde tesettürün de İslâm’a uygun olan şekli, usûlü ve tarzı ne ise ona riayet edilmesi gerekir. Yoksa bu örtünme Allah’ın emrini yerine getirip O’nu razı etmek için değil, ancak kendini kandırıp nefsini tatmin etmek için yapılmış olur.

 

      *          *              *

 

Örtünmek canlılar arasında sadece insana mahsus bir özelliktir. Örtünmek insânî olduğu gibi fıtrîdir de… Seyyid Sabık “Fıkhüs’-Sünne” isimli kitabında:

“İnsanı hayvandan ayıran en önemli şeylerden biri de insanoğlunun giyinmesidir.” demektedir.

İnsanlık tarihine şöyle bir baktığımızda, ifrat ve tefrit noktasında bazı aşırı yönelişler ve sapkınlıklar bir yana bırakılırsa, çıplaklık her dönemde vicdan ve aklıselim tarafından çirkin görülmüş ve hayâsızlık olarak nitelendirilmiştir.

Ve insanoğlunun örtünme ihtiyacı, ilk insan Hz. Adem (Aleyhisselam) ve Hz. Havva anamız ile başlamıştır. Lakin Ademoğlunun en büyük düşmanı olan şeytan onları kandırmış, elbiselerinden soyulup cennetten çıkarılmalarına sebep olmuştur. Nitekim Rabbimiz Kur’an-ı kerim’de şöyle buyurmuştur:

“Ey Âdemoğulları! Şeytan, ana babanız (Hz. Âdem ve Havvâ’y)’ı, avret yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sakın sizi de (şaşırtıp) aldatmasın.” (A'râf: 27)

Âyet-i kerime’de, şeytana aldanmayalım diye bizlere yapılan bu uyarıyı, son derece dikkate almak lazımdır. Ki, ana-babamızın elbiselerini soyarak cennetten çıkmalarına sebep olan şeytan, bizi de kandırıp elbiselerimizden soyarak cennete girmemize engel olmasın... 

 

Ziynetlerinizi teşhir etmeyin

Allah-u Teala örtünme emrini beyan etmeden önce, hem erkekleri hem de kadınları harama bakmaktan sakındırmaktadır. Şöyle ki:

“(Habîbim!) Mümin erkeklere de ki;  gözlerini (harama) dikmesinler, ırzlarını da korusunlar…” (Nûr: 30)

“Mümin kadınlara da de ki; gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, namuslarını korusunlar…” (Nûr: 31)  

Allah-u Teala evvela harama bakmayı yasakladıktan sonra, ardından da bu bakışlara mahâl olacak yerlerin örtünmesini emrederek şöyle buyurmuştur: 

(Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler (açmasınlar). Başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar!..(Nûr: 31)

Âyet-i kerime’deki ifadeye dikkat edecek olursak; “ziynetlerini açmazlarsa daha iyi olur, başörtülerini örterlerse daha sevaptır” gibi tavsiye niteliğinde yumuşak bir üslûp kullanılmamış, bilakis “açmasınlar, örtünsünler!” şeklinde, kesin ve net bir ifade ile emredilerek, tesettür farz kılınmıştır.

Tabi “örtünmek” denince, bu emri sadece “başörtüsü” olarak anlamak çok yanlıştır. Zira âyet-i kerimede “Başörtülerini, yakalarının üzerine kadar örtsünler” emrinden önce “ziynetlerini açmasınlar.” buyurulmaktadır.

Kadının ziyneti denince örfümüze göre ilk olarak akla gelen şeyler; gerdanlık, küpe, bilezik ve benzeri takılar, sürme, kına ve elbise süsleri gibi şeylerdir. Dolayısıyla âyet-i kerime’de bu ziynetleri bile açmak yasaklanmış olunca, bunların mahalli olan vücûdu açmak haydi haydi yasaklanmış olur. Bu takdirde mana şöyle olur:

“Vücutlarını açmak şöyle dursun, üzerlerindeki ziynetleri bile açmasınlar.”
 

Kadının bizâtihi kendisi kıymetli bir ziynettir.

Zemahşerî şöyle diyor:

“Âyet-i kerimede, “ziynetlerin açılmaması”nın zikredilmesindeki hikmet; “ziynet yerleri”nin korunması ve örtünmesi icab ettiğinin ifade edilmesidir. Allah-u Teala “ziynetlerini açmasınlar” buyururken, aslında ziynet yerlerinin açılmamasını kasdetmiştir. Zira takılmayan ziynetlerin görülmesi haram değildir, normal olarak ziynetlere bakmak ve onları alıp satmak ittifakla caiz ve mübahtır. Ziynetlerin kendisinin yasaklanmasına gerek olmadığına göre, demek ki burada asıl yasaklanan ziynetlerin takıldığı yerdir.” (Zemahşeri, Keşşaf, C: 3/230)

Bazı alimlere göre de kadının asıl ziyneti vücudunun güzel yaratılışıdır. Yaratılış ziyneti her kadın bedeninin özünde zaten bulunmaktadır. Dolayısıyla buna göre mana şöyle olur:

“Kadınlar, yaratılıştan ziynetleri demek olan vücutlarının hiçbir tarafını açmasınlar.”

Evet, kadının bizatihi kendisi çok kıymetli bir ziynettir. Altın, mücevher, pırlanta gibi yapmacık ziynetler, asıl ziynet olan kadın vücûdunu tezyin etmek içindir. Hâl böyle olunca yapmacık ziynet olan pırlantalar, inciler çok gizli yerlerde saklanırsa, asıl ziynet olan kadın vücûdunu kendi sadefine koymak, Allah’ın uygun gördüğü tesettüründe saklamak lazım gelmez mi?..

Yazının devamını Lâlegül Dergisi Temmuz Sayısında bulabilirsiniz...


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
SON DAKİKA
20:20 AK Parti ve MHP ittifak için anlaştı!
19:30 Başkan Erdoğan Çipras ile görüşüyor
19:02 Erdoğan BM Genel Kurulu'nda konuşma yaptı
16:52 Sedanur'un ölümüyle ilgili çok kritik gelişme
16:39 BM Genel Sekreterinden reform çağrısı
16:12 Erdoğan BM Genel Kurulu'na hitap edecek
15:55 Deyrizor'da YPG/PKK-DEAŞ çatışması sürüyor
15:15 İran'da mayın patladı: 2 ölü
yukarı çık