herseybusepette
Familia otel

20 Haziran 2018, Çarşamba

Doğru Haberin Yeni Adresi

  • 11 Haziran 2018, Pazartesi 11:36
Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil

Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil

Fetih ve Akşemseddin

Hay Köse yaktın bizi!

İstanbul’un fethinin 565. senesindeyiz. Fethini Peygamber efendimizin müjdelemesi sebebiyle sekiz asır boyunca bütün Müslüman hükümdarların ideali olmuştu. Ancak bu fetih Osmanlı padişahlarının altıncısı Fatih Sultan Mehmed’e nasip olacaktır. Fatih’in yanında fethin sembol isimlerinden biri de Akşemseddin olacaktır. Kendisine diğer insanlardaki manevi kir ve pasları temizlemekte çok başarılı, riyazet ehli, saçı ve yüzü beyaz bir kişi olduğundan hocası Hacı Bayram Veli tarafından Akşemseddin ya da Akşeyh ünvanları verildi. Ayrıca az yeme, az uyuma ve az konuşma gibi özellikleri sebebiyle yüzünün beyazlaştığı da söylenir. Kimdir Akşemseddin?

Asıl adı Şemseddin Muhammed b. Hamza, Akşemseddin ya da Akşeyh olarak tanınır. 1390’da Şam’da doğan Akşeyh, Şehâbeddin Sühreverdi’nin torunlarından Şeyh Hamza’nın oğludur. Baba tarafından nesebi Hazreti Ebubekir’e kadar uzanır. Yedi yaşında iken babası ile birlikte Amasya’nın Kavak ilçesine yerleşmiştir. İlk tahsilini babasından gördü, Kuran-ı Kerim’i ezberledi ve dini ilimlerde kendisini geliştirdi. Daha sonra Osmancık Medresesi’ne müderris oldu. Bu arada hekimlerden tıp tahsil etti.

 “İlm-i bâtın lezzeti dimağından gitmediği için” Fars’a ve Maveraünnehir’e mürşid aramaya gitti. Ancak aradığını bulamadı ve geri döndü. Zeynüddin el-Hâfî’ye intisap etmek üzere Halep’e gittiği sırada gördüğü bir rüya onu Ankara’ya getirdi. Rüyasında boynuna takılı bir zincirin Hacı Bayram'ın elinde olduğunu görmüştü.

Ancak Akşemseddin, geri döndüğünde Hacı Bayram Veli’nin dergâhında dergâhtakiler tarafından horlandı ve dışlandı. Öğle yemeğinde yoğurt ve buğday çorbası dağıtılırdı. Köpek için bile yemek hazırlanmasına rağmen Akşemseddin sofraya çağırılmadı. Köpeklerin yanında yemeğe hazırlanırken Hacı Bayram Veli “ Hay Köse, yaktın bizi !” seslenerek sofrasına çağırdı. Hacı Bayram Veli ise ona gösterilen bu muameleyi “dergâha zincirle gelen misafirin ağırlanması da böyle olur” diyerek açıklayacaktır.

Akşemseddin sıkı bir riyazet ve mücahededen sonra şeyhinden Bayrami hilafeti aldı. Onun bu kadar kısa zamanda hilafet alacak seviyeye ulaşmasını hocası Hacı Bayram şöyle açıkladı: “Akşemseddin gördüğü ve işittiği şeylere gönülden, bütün samimiyetiyle inandı. Hikmetini sormadan teslim oldu. Dergâhımızda, kırk yıldan fazla kalan bir kısım dervişler, hemen gördükleri ve işittikleri her şeyin hikmetini sordular. Bunun için Akşemseddin kısa zamanda manevi makamlara yükselerek icazetini almış oldu.”

Akşemseddin icazet aldıktan sonra sırasıyla Beypazarı, Evlek köyü, Göynük’te mescit ve değirmen inşa ettirerek bir yandan çocuklarının nafakasını temin ederken diğer yandan dervişlerin terbiyeleri ile meşgul oldu. Bu sırada hacca gitti, şeyhinin vefatından sonra Bayrami meşihatını üstlendi.

Akşeyh, hocası Hacı Bayram’ın II. Murad’la ilişkileri esnasında şehzade Mehmed ile tanışmış ve bu ilişkiyi devam ettirmişti. İstanbul’un fethinden önce Fatih Sultan Mehmed’i Edirne’de iki defa ziyaret etti. Tabip olan Akşeyh, ilk ziyaretinde II. Murad’ın kazaskeri Candaroğlu Süleyman Çelebi’yi, ikincisinde Fatih Sultan Mehmed’in kızlarından birisini tedavi etti.

 

İstanbul’un Fethi

Akşemseddin’in fetihteki manevi rolü hocası Hacı Bayram’ın II. Murad’ı ziyareti ile başladı. II. Murad Hacı Bayram Veli’ye “İstanbul bize lazım, dua et de bu şehri alalım” diye yalvarmıştı. Hacı bayram Veli ise: “Beyim, bu şehri sen alamayacaksın, ben göremeyeceğim. Onu şu beşikteki şehzade ile bizim köse alacaktır” diyerek Akşemseddin’i işaret buyurmuştu.

Nitekim 1453 baharında İstanbul’un muhasarası için sefere çıkan orduya Akşemseddin hazretleri de müridleri ile birlikte katıldı. Muhasara esnasında yaptığı konuşmalarla gerek padişahın, gerekse ordunun maneviyatının yükseltilmesinde etkili oldu. Baltaoğlu Süleyman Bey komutasındaki Osmanlı donanmasının yanması ve şehre gerekli yardım gidememişti. Bu bozgun neticesinde toplanan divanda muhasaranın durdurulması istendi. Muhasaranın kaldırılmasını teklif eden Çandarlı Halil Paşa’ya karşı, kuşatma taraftarı Zağanos Paşa’ya destek verdi ve bu maksatla Fatih Sultan Mehmed’e fethin yakın olduğunu, sabredip, gayret gösterilmesi gerektiğini ifade eden bir mektup göndererek manevi açıdan teşvik edici bir rol oynadı. Mektubu şu mealde idi: “Bu hadise o gemi ehlinden dolayı meydana geldi, kalbe hayli melanet ve kırgınlık getirdi. Önemli fırsatlar çıkmıştı fakat elden kaçırıldı, hadise aleyhimize döndü. Bunlardan biri kâfirlerin çok sevinmeleri ve rahatlamaları, moral kazanmalarıdır. Diğeri ise sizin olayları yeterince idare edememeniz ve emirlerinizi uygulatmadaki eksiklerinizdir. Ayrıca benim dua ve tebşirimin temelsiz olduğu yolundaki kanaatler de buna katılabilir. Şimdi gevşeklik ve ihmal zamanı değildir. Bu gibi durumlarda hemen araştırmaya girişip kimin böyle bir duruma yol açtığını tespit etmek gerekir. Sonra da mesul olanları derhal ağır cezalara çarptırıp azletmek lazımdır. Yoksa kaleye hücum yapıldığında ve hendekler doldurulmaya başlandığında ağır davranırlar. Sizin de bildiğiniz gibi bunların çoğu gönülsüz, zoraki iş ehlidir, Allah celle celalüh için başını ve canını koyacak çok azdır. Bunlar bir menfaat ve ganimet gördüklerinde işe sarılırlar, canlarını dünya için ateşe atarlar. Şimdi sizden ricam odur ki yetkinizi gösteriniz, emrinizi fiilen icra ediniz. Bu gibiler için merhameti ve yumuşaklığı az olan kimseyi iş başına getirin, şiddetle ve galiz şekilde hareket etsin. Hem bunun şeraitte de yeri vardır. Yüce Allah der ki: “ Ey Resulüm kâfirlere ve münafıklara karşı cihat et, onlara karşı sert davran”.

Melalet içinde otururken bir acayip hal vuku buldu. Kur’an’a baktık, Sultanü’s-saadat olan Cafer es-Sadık işaretiyle bu ayet işaret oldu:

 “Allah erkek münafıklara da kadın münafıklara da kâfirlere de içinde ebedî kalacakları cehennem ateşini vaat etti, O onlara yeter. Allah onlara lanet etmiştir, onar için devamlı bir azap vardır” (Tevbe,68).

Şimdi o varmayanlar samimi Müslüman değildir, münafık hükmündedir ve kâfirlerle cehennem azabında beraberdir işaret çıkmıştır. Böylece şiddetle iş yapmak gerekecektir, himmet ediniz, akıbet kırgınlık ve utanmayla sonuçlanmasın. Biliniz ki Ferruh ve Mansur ve muzaffer olacağız, Allah tealanın yardım ve desteğiyle. Gerçi her şey malik-ül mülk olan Allahü tealaya aittir, O’ndan gelir, fakat elden geldiğince çalışıp, çabalamakta eksiklik göstermemek gerekir. Hazreti Rasulullah’ın ve ashabının (ra) yolu budur. Yine hüzün içerisinde Kur’an okuyup yattım. Allah’a şükür olsun ki çeşitli lütuflara, sevinçli haberlere şahit oldum, epeydir onun gibi bir şeye mazhar olmadığım için büyük bir teselli buldum. Bu sözleri söylediğim hazretinize sakın fuzuli bir kelam gelmeye! Hazretinizi sevdiğimizdendir”.

Bu mektup Sultan II. Mehmed’e manevi bir moral olmuştu.

 

Yazının devamını Lâlegül Dergisi Haziran Sayısında bulabilirsiniz...

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
SON DAKİKA
15:55 Filistin nüfusunun yaklaşık yarısı mülteci durumunda
15:46 TSK'da profesyonel orduya geçişte köklü dönüşüm
15:32 Deniz Baykal'ın tavsiyesi: Şimon Peres'i örnek al
14:28 200 terörist öldürüldü! Hedefler yerle bir
13:39 Binlerce vatandaş başvurdu...
13:16 Hakkari'de alçak saldırı: Şehit ve yaralılar var
13:03 Tüm hazırlıklar tamam! Yarın tarihe geçecek
12:52 ABD tutuştu: Türkler, Suriye'de kök salıyor!
yukarı çık