18 Şubat 2018
Serdar Tuncer
Türk televizyon programcısı ve şair. Yeni Şafak Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapmaktadır.
ALINTI YAZAR

Berrak sular gibi

15 Şubat 2018

Herhangi bir sözü söyleyen kişi, söylediğinin ne olduğunu biliyorsa dinleyen o sözden etkileniyor. Meseleye vukûfiyetimiz ve yakînimiz belirliyor muhatapta doğacak tesirin derecesini. Bilmek çok katmanlı. Kudemâ, ilme’l yakin, ayne’l yakin ve hakka’l yakin diye tasnif etmiş bilmeleri. Bilmek, görmek ve olmak... Sathî bilgiyle naklettiğinize hayran olabilir insanlar ama buradan gerçek bir fayda doğar mı? Sanmam. Gördüğünüzü ifade ettiğinizde tesir artar; olduğunuzu anlattığınızda muhatabı dönüştürecek bir hacme bürünür.

Olsak anlatmaya da hacet yok, sükûtumuz yetecek meramı ifadeye ama biz hep bilmediklerimizi dile dökmenin derdindeyiz. İnsan bilmediğini anlatabilir mi? Anlatır. Hatta en çok bilmediklerini anlatır insan. Bilse susacak ve anlaşılacak mesele ama insan ha bire anlatır çünkü bilmez. “El atına binen köy içinde inermiş” sözü tevekkeli söylenmemiş. Bedeli ödenip hazmedilen bilgi dinleyenin kalbinde öteler habercisi incilere dönüşürken kuru bir ezberle nakledilen hikmet incisi, dinleyenin avuçlarına pazar malı boncuklar olarak düşüyor. Selam olsun Salih Baba’ya: “Âşıkların sözlerini alıp satan âşık mıdır/ İçini görmez sarayın vasfeder duvarını.”

Söz su gibi. Sözler dudağımızdan ya suyun kimyasal formülü gibi çıkıyor ya kurşun kalemle çizilmiş eciş bücüş resmi gibi yahut kulak okşayan bir su sesi gibi ama suyun kendisi yok. Söylediğimizi bilsek, görsek ve olsak dudağımızdan çağlayanlar dökülecek, suya kanacak sesimizi işitenler ama nerede? Hatta bu bile yeterli değil çünkü tesiri doğuran dudaktır; söz değil. İhtiyacımız olan şey dudaklarımızdan çıkacak yeni ve pırıltılı cümleler değil; eskimeyen cümleleri ifadeye layık, pir ü pak dudaklara muhtacız. Suyun kaynağı tertemiz değilse altında duranlar ıslanır sadece, ıslanır ve kirlenir ama yıkanıp temizlenemezler. Suyun kaynağı kalp. Kalp selîm olacak ki dudaktan dökülen şifa olsun.

İnsan ezberin ötesine geçip bildiğini hazmetse ve bedelini ödese, gayret edip görse, görmeyi aşıp olsa, nihayet kalbini de selim eylese yeter mi? Hayır! Hakiki fayda için başka bir şey daha lazım galiba: Söyleyeni aradan çıkarmak. Senden konuşan sen olmayasıya susacaksın Allah’tan gayrısına. Dudak sende kıpırdayacak ama söyleyen sen olmayacaksın. Zor ama elzem. Söz böyle söylendiği vakit eskimiyor çünkü. “Her dem yeni doğarız bizden kim usanası” sekiz asır geçmiş üzerinden ama tarâveti hâlâ üzerinde. “Şimdi yeni şeyler söylemek lazım” eskimedi yüzyıllardır...

Gecem gündüzüm kendisini aradan çıkaran gönüllerin, eskimeyen gazelleriyle geçiyor bu aralar. Evde, işte, arabada, uçakta, otururken, yürürken, hatta uyurken, işim gücüm gazel dinlemek... Evliya-yı kiram hazeratının nutk-ı şerifleri selîm bir gözeden kaynayan berrak sular gibi. Okumak kalbinizi kıpır kıpır etmeye yetiyor zaten. Bir de zikir meclislerinde dervişin biri elini kulağına atıp o nutk-ı şeriflerden birisini söylemişse, nasıl yangın yerine dönmesin ortalık.

Stüdyo yok, mikrofon yok, enstrüman yok, aşk var sadece. Birisi dinlesin diye, dinleyecek diye söylemiyor adamcağız, kaydedildiğinden bile habersiz. O an o gazeli söylemese yanacak sanırsın. Yanmamak için söylüyor, kendisine söylüyor, dinledikçe sen yanıyorsun. İnce belli bardaklara incitmeden dokunan kaşıkların şıkırtısı kâh bir dervişin hıçkırıklarına karışıyor, kâh kalbinizi ürperten bir cezbenin feryadına eşlik ediyor, kâh ayak seslerinin, zarif iç çekişlerin, mırıldanmaların senfonisinde vazifesini icra eyleyip ritim tutuyor edeple. Müthiş bir doğallık... Gayet munis, ahenk içinde, olması gerektiği gibi her şey; ne bir eksik ne bir fazla. Okuyan filan yerde detone olmuş, falan yerde sesi çatallanmış, kayıt cihazını bir yerde uzak tutmuşlar, bunlar hiç ama hiç önemli değil, fark etmiyorsunuz bile. Hani birisi stüdyoya girip aynı gazeli okuyacak olsa orayı detone okur, orada sesim çatallansın diye uğraşır, orada mikrofondan uzaklaşır, öyle.

Kelâm-ı kibar, zikir meclisinde aşkla terennüm edilince dudaktan dökülen her bir ifade ciğer yakan bir murâkabe davetine dönüşüveriyor. Derviş baba feryat ediyor:

“Kem nazar kılmak yaraşmaz bende-i Rahman’a

Her kulun gönlünde bin gencine-i pinhanı vardır”

Kem nazarlarınız geliyor aklınıza, insanların ahvalini yanlış yorumlayışlarınız, cilve-yi Rabbâni’ye râm olamayışlarınız geliyor, pişman oluyorsunuz. Tövbenize bir tefekkür eşlik ediyor sonra. Bende-i Rahman olabilsem böyle olmazdı diyorsunuz. Kusur, gördüğüm kişide değil bende demek ki. Sahi ne demek Rahman’a bende olmak ve neden Rahim’e değil de Rahman’a?

Siz düşünedurun, devam ediyor feryadı dervişin:

“Kiminin zahirde dışı kara amma içi ak

Kimi ak yüzlü meğer içinde bin isyanı var”

Âh diyorsunuz, görmeyi görmekten ibaret bilişlerinize. Öteyi göremeyen gözün beride gördüğünün yalan olduğunu fark ediyorsunuz bir kez daha. Yüzünüzün aklığı utanç vesilesi oluyor size; başkasının yüzünün kara oluşu onun güzelliğinin belki de bir muştucusu. İçinize çeviriyorsunuz nazarlarınızı, başkasının dışıyla meşgul olmayı terk edesiye.

Cezbelerin, gözyaşlarının, âh u enînlerin ve çay kaşıklarının arasında kaybediyorsunuz kendinizi, bulduğunuzda bir başka gazel başlamış oluyor çoktan. Zaman başka, mekân başka, insanlar başka ama aşk hep aynı. Yanık yanık bir feryat yükseliyor bu kez, “belî belî” ikrarları arasından:

“Sürûrumdan sığışmam bu cihana

Demâdem çünkü gamhârım sen oldun”

O nasıl bir dert ortağıdır ki, derdi onunla paylaşabiliyor olmanın sevinciyle, insan cihana sığmayacak kadar neşeye gark olsun? Bir insanın gamhârı Allah olursa, elbet o insanın gamı olmaz diyorsunuz. Dermanda aradığınız neşeyi dertte bulanların huzuruna imreniyor ve boynunuzu büküp yakarıyorsunuz dilsiz dudaksız: Benim de gamhârım sen olur musun Allah’ım?

Daha duanız bitmeden âşığın yanık sadâsı yeni bir duanın kapısını aralıyor size:

“Bana hasm olsa âlem halkı gam yok

Ne korku çün nigahdârım sen oldun”

Bilmenin, bulmanın ve olmanın öyle kolay olmadığını bir kez daha anlayıp hüzünle kalbinize dönüyorsunuz, bir yanınız olanlarla beraber olmak da güzeldir diyor umutla, diğer yanınız fısıltıyla belî belî..

 

 

H.T.B.

1 Şubat 2018

Halamın küpeleri

18 Ocak 2018

Türkmen Beyi

11 Ocak 2018

Düğüm çözülüyor

28 Aralık 2017

Adam ol!

21 Aralık 2017

O kadar da olur mu?

7 Aralık 2017

Olmasa da olur

30 Kasım 2017

İyi kötü çirkin

23 Kasım 2017

Klas duruş

16 Kasım 2017

Tek meselemiz

2 Kasım 2017

Bir şey yapmalı

28 Eylül 2017

İtiraf

31 Ağustos 2017

Birçok mesele

24 Ağustos 2017

Masanın iki yanı

17 Ağustos 2017

Niye böyleyiz?

11 Ağustos 2017

Böyle mi olmalı?

3 Ağustos 2017

Anlamıyorlar!

20 Temmuz 2017

Kavga başlıyor

13 Temmuz 2017

Allah unutturmuyor

29 Haziran 2017

Elveda...

22 Haziran 2017

Bir gönül arıyorum

8 Haziran 2017

Zangoç yeşili

1 Haziran 2017

Kendime nasihatler

25 Mayıs 2017

Daha fazlası

20 Nisan 2017

Son vesayet

13 Nisan 2017

Bekliyorum

23 Mart 2017

İnsan olmak

23 Şubat 2017

Ne için varım?

2 Şubat 2017