25 Eylül 2017
Serdar Tuncer
Türk televizyon programcısı ve şair. Yeni Şafak Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapmaktadır.
ALINTI YAZAR

Kavga başlıyor

13 Temmuz 2017

“Emeğin ve Allah’ın tarafında saf tutan
kızınca ebabillere sevince ferhad’a inanan
peygamber’e yardım etti diye örümcek öldürmeyen
sevmekten yorulmadığım türkiye”
Raşit Ulaş
15 Temmuz’un ilk yıldönümünün arifesindeyiz. Tarihimiz boyunca atlattığımız en büyük badirelerden birisinin üzerinden tam bir sene geçmiş. Ama çabuk unuttuk. Çünkü biz çok unutkanız ve bir yıl pek çok şeyi unutmak için yeterli bir süre.
Biz hatırlayalım diye bu hafta boyunca 15 Temmuz’a giden süreci ve o geceyi hatırlatan programlar yapılacak televizyonlarda, gazetelerde yazılar yazılacak, anma programları gerçekleştirilecek. Oralardan aldığımız ilhamla dost sohbetlerinde o gece nerelerde nelerin nasıl yaşandığını bir kez daha, bazen öfke bazen hüzünle karışık dile dökeceğiz.
Gaziler konuşmaya gerek görmeyecek; vücutlarında madalyaların en şereflisi gibi taşıdıkları ve kendisini korumak için yetiştirilen askerlerden hatıra olan izler anlatacak zaten, yaşananın büyük vahametini. Şehit çocuklarına da hiç kimsenin hiç bir şeyi hatırlatmasına gerek kalmayacak; anne ve babalarının kabrini nerdeyse senenin her günü ziyarete gitmekle, mezarlığın oyun parkından farkını çoktan unutan gül yüzlülere neyi, niçin ve nasıl hatırlatasın ki?
Şehit evlerinde okunan Kur’ân-ı Kerimler, geride kalan annelerin, babaların, eşlerin gözlerinden acıyla damlayıp yanaklarından şerefle süzülen yaşlara dönüşecek. Çocuklar kendilerinden gizlenmeye çalışılan gözyaşlarını görmemiş gibi yaparak üzülmüyormuş gibi, hiçbir şey anlamıyormuş gibi yaparak; ama hep şehit düşen anne ve babalarının elleriyle, onların kokusuyla, onlardan miras bir şefkat ve asaletle silecekler.
Salâlar yükselecek göklere gecenin bir yarısı, vatan coğrafyasının dört bir yanından. Ayaktaysak doğrulacağız yerimizden gayr-ı ihtiyari, uyuyorsak uyanıp başımızı iki elimizin arasına alacak ve sarsılacağız; dudaklarımızda kıpır kıpır bir hamd, kalbimizde alev alev bir hüzün, alnımızda ak pak bir onurla.
Peki ya sonra?
Sonra hayat akmaya devam edecek eskisi gibi. İşimize gideceğiz, evimize gideceğiz, kafelere gideceğiz, tatile gideceğiz, okula gideceğiz, nereye gideceksek oraya gideceğiz işte. Oralara gitmekten kendimize gelmeye vaktimiz kalmadan koskoca bir sene daha geçecek 15 Temmuz’un üzerinden!
Gitmeyelim mi? Gidelim. Oralara gitmek kendimize gelmeye engel mi? Ben bilmem. Bildiğim o ki, böylesi bir kahpe ihanetle bir daha karşılaşmak istemiyorsak, o meşum geceyi bir daha yaşamak istemiyorsak bir şeyleri unutmamak zorundayız. Hatırlamak demiyorum, unutmamak! Hatırlamak için önce unutmak gerek zira.
Unutmamak derken Tanzimat’la yahut cennetmekân Abdülhamid Han’ın hal edilmesiyle başlayarak o alçak geceye kadar uzanan bir inkıta ve inkisarın aralarda yaşanan bütün ihanet ve namussuzluklarla örülü serencamını kastetmiyorum. Kanlı kalkışmaya uzanan sürecin dakika dakika gidişatını, 17-25 Aralık’tan yahut bilmem nereden başlayarak hafızlarımıza kazımak da değil kastım!
Unutmamalıyız derken kendimizden bahsediyorum. Kendimizden yani tek tek her birimizden... Hepimizin “bir ve tek” olduğu o gecenin sabahında kendimize gözyaşlarıyla verdiğimiz sözlerden. O onurlu öfke ve asil hınçla aldığımız geri dönülmez kararlardan. “Bu geceden itibaren şu iş benim için bitmiştir” dediklerimizden. “Bundan böyle şu ve şunlar benim için olmazsa olmaz” dediğimiz her ne varsa işte onlardan... Okumaya azmettiğimiz kitaplardan yani, başarmak zorundayım........

İtiraf

31 Ağustos 2017

Birçok mesele

24 Ağustos 2017

Masanın iki yanı

17 Ağustos 2017

Niye böyleyiz?

11 Ağustos 2017

Böyle mi olmalı?

3 Ağustos 2017

Anlamıyorlar!

20 Temmuz 2017

Allah unutturmuyor

29 Haziran 2017

Elveda...

22 Haziran 2017

Bir gönül arıyorum

8 Haziran 2017

Zangoç yeşili

1 Haziran 2017

Kendime nasihatler

25 Mayıs 2017

Daha fazlası

20 Nisan 2017

Son vesayet

13 Nisan 2017

Bekliyorum

23 Mart 2017

İnsan olmak

23 Şubat 2017

Ne için varım?

2 Şubat 2017