24 Eylül 2017
Yusuf Kaplan
Türk gazeteci ve yazar. Yeni Şafak Gazetesi'inde köşe yazarlığı yapmaktadır.
ALINTI YAZAR

Türkiye’nin güneyi hızla Balkanlaştırılıyor… 

Kuzey Irak’ta bağımsız bir devlet kurulması için referandum kararı alınması, bu Balkanlaştırma stratejisinin bir sonucu. 

Bir bölgeyi Balkanlaştırmak demek, o bölgede kanton devletler icat etmek demek.

Kanton devlet, Kuzey Irak’la sınırlı kalmayacak… Mantar gibi çoğalacak zamanla…

Emperyalistler, Balkanlaştırma stratejisine, dolayısıyla kanton devletler icadına niçin ihtiyaç duyarlar?

Hem bölgeyi hem de kanton devletleri kolay karıştırabilmek, kolayca birbirine düşürebilmek ve bunların kaçınılmaz sonucu olarak da genelde Balkanlaştırılan bölgeyi, özelde kanton devletleri çok daha kolay kontrol edebilmek için elbette.

“BÜYÜK KÜRDİSTAN DEVLETİ” HAYALİ HAYALETE VE FELÂKETE DÖNÜŞECEKTİR

Kuzey Irak’ta kurulması planlanan Barzanî kanton devletinin, Türkiye, İran, Irak ve Suriye’deki bazı Kürt gruplarca, “Büyük Kürdistan” hayalinin ilk adımını oluşturacağı düşünülüyor…

Önce ahlâkî olarak şunu söylemem gerekiyor: Her halk kendi kaderini kendi tayin hakkına sahiptir. Ama yaşadığımız konjonktürde, gerçekte, hiçbir halkın kendi kaderini kendisinin tayin edebilmesini mümkün kılabilecek şartlar mevcut değil. Basiret ve feraset lütfen!

Zira süratle Balkanlaştırılan, büyük acı çeken, gözyaşı döken, yüzyıldır, özellikle de Amerika’nın Irak’ı işgalinden bu yana çeyrek asırdır bitmek tükenmek bilmeyen ürpertici katliamlara sahne olan bir bölgede kurulacak kanton devletin görece hâkim olacağı topraklarda gerçekten bağımsız bir entite olarak varlığını sürdürmesi bile çok zordur.

Bu sürecin “Büyük Kürdistan Devleti” gibi bir şeye dönüşebilmesi ise bölgeye, bölgenin diğer devletlerine ve halklarına çok pahalıya patlayacak, bölgesel, belki de küresel çatışmaların fitilini ateşleyecektir.

Eğer emperyalist devletlerin, Türkiye ve kısmen İran’ın parçalanmasını göze alacak kadar gözü dönerse, bu bölgesel değil küresel bir savaşla sonuçlanacaktır -Allah muhafaza. 

Türkiye de, İran da böyle bir şeye seyirci kalmayacak, işin içine Batılı emperyalist devletlerin dışında önce Rusya ardından Çin ve Japonya da girecektir.

Neresinden bakarsanız bakın, “Büyük Kürdistan Devleti” hayali, geri dönüşü çok zor bir hayalete ve çok yönlü bir felâkete dönüşecektir.

KÜRESELLEŞME SÜRECİ VE ULUS-DEVLETLERİN ÇÖKÜŞÜ…

Aslında yaşananlar, ulus-devlet fikrinin, bu fikrin gerisindeki “laiklik ideolojisi”nin çöküşüdür.

Ulus devlet fikri, sadece bölgemizde değil bütün dünyada çöktü. 

Modernlik, özellikle düşünce devrimleri, siyasî devrimler ve sanayi devrimlerinden sonra ulus devlet fikrini icat etti. Ulus devlet fikri, Avrupa’da imparatorluklara yedirildi; bir süre kör-topal gitti: Önce imparatorlukları çökertti (İngiliz, Osmanlı, Rus ve Alman imparatorluklarını yerle bir etti), sonra da, Avrupalı ulus devletlerin çöküşünün yapıtaşlarını döşedi.

1970’lerde hız verilen küreselleşme süreci, hem ulus devletlerin birbirleriyle boğuşma nedenlerini hem de ulus-devletlerin çöküş gerekçelerini bir süreliğine ertelemeyi amaçlıyordu.

Önce ekonomik ve kültürel sınırlar ortadan kalktı. Sonra da siyasî ve coğrafî sınırlar aşındı.

Modernlik, ulus devletleri doğurmuştu. Postmodernlik ise ikili bir yapı icat etti küre ölçeğinde: Bir yandan emperyalist Batılı ülkeler, yeniden imparatorluklara evrilmeye, öte yandan, Batı dışındaki diğer ülkelerse kanton devletçiklere bölünmeye başladı.

Bu arada, önceki yazımda da vurguladığım gibi, tarihteki önemli medeniyetlerin kurucusu Çin, Hindistan, Rusya, Türkiye, Brezilya, Meksika gibi orta ölçekli “ulus-devletler”e, “ulus devlet” gömleği dar gelmeye başladı ve bu ülkeleri patlama ile parlama, küçülme ile büyüme seçenekleriyle karşı karşıya bıraktı.

ÇIKIŞ YOLU, KANTON DEVLETLER DEĞİL MÜŞTEREK MEDENİYET YOLCULUĞU…

Hâsılı kelâm: Ulus-devletler çöktü. Yeniden imparatorluklar dönemine giriyoruz... 

“İmparatorluk” kavramını, ulus-ötesi devlet anlamında ve sözkonusu orta-ölçekli ülkelerin medeniyet tecrübelerine  gönderme yapmak amacıyla kullanıyorum.

Soru ve sorun şu burada: Dünyanın geleceğini, emperyalist batılı devletlerle sözkonusu orta ölçekli ama ulus-devlet gömleği dar gelen ve sürgit büyüyen ülkeler arasındaki mücadele belirleyecek.

Ama küreselleşme sürecinde liberal ekonomik ve kültürel senkronizasyon işlemleriyle küresel sisteme eklemlenen (ehlîleştirilen, ruhları delik deşik edilen, medeniyet iddiaları buharlaştırılan) bu orta ölçekli ülkeler, medeniyet iddialarına sahip çıkacak ve medeniyet atılımları gerçekleştirebilecekler mi?

Cevabını vermemiz gereken hayatî soru bu. 

Sorunun cevabı, aslında soruda gizli: Küresel kapitalist sisteme eklemlenmiş, dolayısıyla ehlileştirilmiş ve medeniyet iddiaları buharlaştırılmış ülkelerin medeniyet atılımları gerçekleştirmeleri çok zor. 

Burada sadece Türkiye’nin böyle bir imkânı var. 

Çünkü bütün diğer orta ölçekli ülkelerin medeniyet kaynaklarını oluşturan dinler ya fosilleştirildi ya da dönüştürülerek yok edildi. 

Sadece Türkiye’nin medeniyet iddiasının kaynağını, ruhunu oluşturan İslâm fosilleştirilemedi ve İslâm’ın tarihte bin yıl boyunca Müslüman toplumları dimdik ayakta tutan, Müslümanların dünya tarihini yapmalarına yol açan ana-omurgası Ehl-i Sünnet çökertilemedi.

O yüzden yüzyıllık “büyük oyun” Türkiye ve hinterlandı üzerinden sahneye konuluyor ve o yüzden spesifik olarak Türkiye kuşatılmaya, içerden ve dışardan durdurulmaya çalışılıyor.

Özetle: Kürtler de, Türkler de ulus-devlet entite’sinin bize dar geldiğini görerek İslâmî idealler ve ilkeler üzerinden müşterek bir medeniyet yürüyüşünün temellerini atmanın yollarını araştırmak zorundalar…

Eğer İslâmî kimliği bastırıp etnik kimliği öne çıkarırlarsa, Türkleri de, Kürtleri de, Arapları da felâket dolu günlerin beklediğini görmek için kâhin olmak gerekmiyor.

Türklerle Kürtler birbirlerine omuz verdiler ve tam bin yıl sadece İslâm tarihini değil dünya tarihini yaptılar, tarihin akışını değiştirdiler. 

Eğer birbirlerine omuz vermek yerine omuz vururlarsa, o zaman emperyalistlerin oyuncağı olmayı sürdürürler, tarihin yeniden yapıldığı bir süreçte tarihi müştereken yapma imkânını yitirirler, bu coğrafyayı emperyalistlere peşkeş çekmiş olurlar ve bunun hesabını iki cihanda da veremezler aslâ. 

Vesselâm.

Ramazan Medeniyeti

4 Haziran 2017